🐵 Hud Suresi 115 Ayet Tefsiri
HûdSüresi 115. Ayet Tefsiri. 114: Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu buyruklar, ibret ve öğüt almasını bilenlere bir hatırlatmadır. 115: Sabret; çünkü Allah iyi davranan ve işini güzel yapanların ecrini zâyi etmez.
5RTP. Bakara Süresi 115. ayet Meali Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü Zatı oradadır. Şüphesiz Allah ın rahmeti ve nimeti geniştir, O her şeyi Süresi 115. ayet Tefsiri Allahu A’lem, bu Allah’ın Mekke’den çıkartılan, mescidlerinden ve namazgahlarından ayrılan Resulüllah ve ashabına Allah’ın bir tesellisidir. Resulüllah Mekke’de iken Kabe, gözünün önünde olduğu halde Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz gelince on altı veya on yedi ay Beyt-i Makdise yöneltildi. Daha sonra Allah onu Kabe’ye yöneltti. Bu yüzden Allah Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü Zatı oradadır’ b. Ebi Talha, İbn Abbas’dan şöyle nakleder Kur’an da ilk nesih kıble konusunda olmuştur. Zira Resulüllah Medine’ye hicret ettiğinde Allah ona Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kılmasını emretti. Medine sakinlerinden Yahudiler buna sevindiler. Resulüllah on küsür ay boyunca oraya yönelerek namaz kıldı. Ancak Resulüllah s..v, İbrahim’in kıblesini arzuluyor, onun için dua ediyor ve göğe bakarak haber üzerine Allah Ey Muhammed! Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu yücelerden haber beklediğini görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ey Müslümanlar! Siz de nerede olursanız olun, namazda yüzlerinizi o tarafa çevirin… Bakara 144’ ayetini nazil üzerine Yahudiler şüpheye düşerek Yönelmekte oldukları kıblesinden onları çeviren nedir?’ deyince, bu defa da Allah Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü Zatı oradadır’ ayetini nazil der ki Bu ayet kıbleyi öğrenme imkanları olmadığından, tespit edemeyip farklı yönlere yönelerek namaz kılan bir topluluk halinde inmiştir. Allah bu ayetle onlara Doğular da batılar da benimdir. Siz yönünüzü ne tarafa çevirirseniz yüzüm orada olup sizin kıbleniz de o taraftır’ demek istemiş ve onlara namazlarının geçerli olduğunu İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C 1 / bkz 499-502
Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Vemâ kânaAllâhu liyudille kavmen ba’de iż hedâhum hattâ yubeyyine lehum mâ yettekûnec innaAllâhe bikulli şey-in alîmunAllah, bir topluluğu doğru yola sevkettikten sonra sakınacakları şeyleri apaçık bildirinceye dek tekrar onları sapıklığa terketmez. Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir. Allah, bir kavme hidayet ettikten sonra, bir elçi ve kitap gönderip nelerden sakınacaklarını kendilerine açıklamadıkça ve buna rağmen inkâra ve isyana kalkışılmadıkça onları sapkınlığa terk edecek ve cezalarını verecek değildir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla doğru yola ilettikten sonra, ne gibi şeylerden sakınmaları gerektiğini bir topluma açıklamadıkça, onları doğru yoldan saptıracak değildir. Gerçek şu ki, Allah herşeyi aslıyla ve bütünüyle bir kavme doğru yolu gösterdikten sonra, nelerden arınıp, nelerden korunacaklarını, hangi emirleri yerine getireceklerini, kime sığınacaklarını, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak nasıl şahsiyetli davranacaklarını, dinî ve sosyal görevlerinin nasıl bilincinde olacaklarını iyice açıklamadan onları başlarına buyruk hale getirecek, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân tanıyacak bir sebep yaratmaz. Her şey Allah'ın ilmi, iradesi, planı dahilinde bir topluluğu doğru yola eriştirdikten sonra sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadan onları sapıklığa düşürmez. Muhakkak Allah her şeyi topluluğa Allah, hidayet verdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi bir kavmi hidâyete İslâma ulaştırdıktan sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine açıklamadıkça, onları sapıklıkla sorumlu tutacak değildir. Muhakkak ki, Allah her şeyi kemâliyle bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken yasaları onlara açıklamadıkça, onları saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi çok iyi bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah, her şeyi şeyi belli etmedikçe doğru yola ilettiği ulusu Allah saptırmaz, Allah bilir her şeyiAllah bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını açıkça belirtmedikçe günahları yüzünden onları sapıklığa düşürmez sorumlu tutmaz. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi hakkıyla tarîk-i hidâyete sevk itdiği bir kavmi neden nehy olundığını beyân itmedikce muâhaze itmez. Allâh her şeyi bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir. Allah her şeyi çok iyi bilendir. Bu âyette, müşriklerin affı için dua etmenin yasak olduğu bildirilmeden önce, bunu yapanların ve haram olan şeyleri, yasak emri gelmeden önce yapmış ... Devamı..ALLAH bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri bildirmeden, onları sapıklığa mahkum edecek değildir. ALLAH her şeyi bir kavmi hidayete erdirdikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine iyice açıklamadıkça dalalete düşürmez. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bir kavmi hidayete çıkardıktan sonra nelerden sakınacaklarını kendilerine beyan etmedikçe onları dalâle düşürmek ıhtimali yoktur, hakikat, Allah her şeye alîmdirAllah, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınıp korunacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları sapıtmış Allah, Her Şeyi En İyi Bu ve buna benzer daha birçok ayetten de anlaşılmaktadır ki, vahyin hitabıyla doğrudan muhatap olmamış olanlar, vahiyden habersiz olanlar, ondan so... Devamı..Allah bir kavme hidâyet etdikden sonra sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirinceye kadar onları n sapıklığına hükm edecek değildir. Şüphesiz ki Allah her şey'i hakkıyle ise bir kavmi, kendilerini hidâyete erdirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça dalâlete düşürecek değildir. Muhakkak ki Allah, herşeyi hakkıyla bir topluma doğru yolu gösterdikten sonra, onların açıkça sakınıp korunmaları gereken şeyleri bildirmedikçe, asla o toplumu saptırmaz. Şüphesiz ki Allah her şeyi bir ulusu doğru yola ilettikten sonra sakınmaları gerekli olan nesneleri açıktan açığa bildirmedikçe onu yoldan çıkarmaz. Çünkü Allah her nesneyi bir kavmi, doğru yola götürdükten sonra onlara sakınacakları şeyi belli etmedikçe yoldan çıkarmaz. Çünkü Allah her şeyi hakkıyle bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, korunup sakınacakları [yettekûn] şeyleri kendilerine açıklamadan onları saptıracak değildir. Muhakkak ki Allah her şeyi en iyi hidayete erdirdikten sonra sakınacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça bir topluluğu sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bir topluma doğru yolu gösterdikten sonra,hangi davranışların haram olduğunu ve nelerden sakınmaları gerektiğini kendilerine açıkça bildirmedikçe, onları yoldan saptılar diye cezalandıracak değildir. Hiç kuşkusuz Allah, her şeyien ince ayrıntısıyla bir kavmi hidayete eriştirdikten sonra sakınıp korunacakları şeyleri açıklamadıkça onları saptıracak değildi. Allah, her şeyi hidayet nasibettiği bir toplumu, tekrar şaşırtacaksa sakınmaları gereken şeyleri göstermeden bunu yapmaz. Çünkü Allah, her şeyi tüm ayrıntısıyla yola ilettikten sonra insanlara uyacakları yasaları açıkça bildirmedikçe, Rabbiniz bir toplumun sapıklığına hükmetmez. Onun için Rabbiniz ayetleriyle insanların sorumlu tutulacağı yasaları gönderir. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr eder, yasalarına karşı çıkarsa; onlar doğru yoldan sapmışlardır. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Allah doğru yola ulaştırdıktan sonra, [takvâ]lı duyarlı olacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar hiçbir topluluğu sapkın kabul edecek değildir. [*] Şüphesiz ki Allah her şeyi ayet söyle de tercüme edilebilir “Doğru yola ulaştırdıktan sonra, korunacakları sorumlu ve duyarlı davranacakları şeyleri kendilerine açıklayınc... Devamı..Allah bir toplumu dosdoğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine iyice açıklamadıkça, asla sapıklığa düşürmez ve Allah, her şeyi hakkıyla Allah bir topluluğu -onlara doğru yolu gösterdikten sonra bile- sakınıp gözetecekleri şeyler konusunda kendilerini [bütünüyle] aydınlatmadan asla sapıklıkla suçlamaz. ¹⁵⁰ Gerçek şu ki, Allah her şeyi aslıyla ve bütünüyle bilir. ¹⁵¹150 Lafzen, “... suçlamak Allah’a yakışmaz/yaraşmaz” -yani, “bir toplumu doğru yola ulaştırdıktan sonra onları sapıklığa düşürmek”, Allah’ın mutlak ve... Devamı..Hem Allah, bir topluma doğru yolunu gösterdikten sonra, sakınılması gereken şeyleri açıklamadan, onları dalalette saymaz Allah, her şeyi bilendir. 6/130- 131, 17/15, 28/59Hem Allah hiçbir topluluğu, -akıl, fıtrat ve irade ile doğru yolu gösterdikten sonra bile- korunup sakınacakları şeyleri kendilerine bütünüyle açıklamadıktan sonra, sapıklığı onlara akıbet kılmaz. Elbette her şeyi bilen sadece Allah’ Teâlâ bir kavme hidâyet ettikten sonra onlara sakınacakları herşeyi açıkça bildirmedikçe, onları dalâlete düşürecek değildir. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ her şeyi tamamıyla bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine bildirmedikçe, onları dalâlete sürüklemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir. Bu âyet, müşrikler için af dilemenin yasaklığı bildirilmeden önce bunu yapanların ve haram kılınmadan önce haramları işleyenlerin sorumlu olmayacaklar... Devamı..Allah, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah herşeyi Te'âlâ bir kavmi hidâyet buyurdukdan sonra, sakınmaları îcâb iden şeyleri onlara bildirmedikce dalâletle emâte idüb mes'ûl itmez. Allâh her şeyi bilir. [²] [2] Uzak memleket halkından bir cemâ'at Rasûl-ü Ekrem efendimizin nezdine gelerek İslâm oldılar. O sırada şarâb harâm değildi ve kıble henüz Ka'be'ye ... Devamı..Allah bir topluluğu yola gelmiş saydıktan sonra sakınmaları gereken şeyi açıkça bildirmedikçe onları yoldan çıkmış saymaz. Allah her şeyi bir topluma hidayet verdikten sonra, onlara sakınılmaları gereken şeyleri açıklamadan, onları sapıklıkta bırakmaz. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bir topluluğa hidayet verdikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine iyice açıklamadan onların sapıklığına hükmetmez. Muhakkak ki Allah herşeyi bir topluluğa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığına hükmetmez. Allah her şeyi hakkıyla olmadı Tañrı kim azdura bir ķavmı andan śoñra kim ŧoġru yol gösterdi anlara tā bellü eyleye anlara anlar śaķınalar. bayıķ Tañrı her nesneyi Tañrı Taālā bir ḳavmi azdurmaz anlara hidāyet virdükden ṣoñra,beyān eylemeyince anlara ḥarām nesneleri ki andan ṣaḳınalar. Tañrı Taālābarça nesneyi bir tayfanı doğru yola yönəltdikdən sonra qorxub çəkinməli olduqları şeyləri özlərinə bildirmədən onları haqq yolundan sapdırmaz! Həqiqətən, Allah hər şeyi olduğu kimi, layiqincə biləndir!It was never Allah's part that he should send a folk astray after He had guided them until He had made clear unto them what they should avoid. Lo! Allah is Aware of all Allah will not mislead1367 a people after He hath guided them, in order that He may make clear to them what to fear and avoid- for Allah hath knowledge of all Allah's clear commands are given, so that Believers may not be misled by their human frailty into unbecoming conduct.
Hûd Sûresi 105-108. Ayet Tefsiri Hakkında Konusu Nuzül Fazileti Hûd Sûresi Hakkında Hûd sûresi Mekke’de inmiştir. 123 âyettir. İsmini, 50-60. âyetler arasında kıssası anlatılan Hûd almıştır. Mushaf tertîbine göre 11, nüzûl sırasına göre 52. sûredir. Hûd Sûresi Konusu Hûd sûresinde itikat konuları, özellikle Allah’ın varlığı, birliği, peygamberlik gerçeği ve bunun önceki toplumlardaki tezâhürü ele alınmaktadır. Bunu misallendirmek üzere Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. İbrâhim, Hz. Lût, Hz. Şuayb ve Hz. Mûsâ gibi peygamberlerin kıssaları, Yûnus sûresine göre daha geniş bir çerçevede anlatılmaktadır. Bu misallerden hareketle Kur’an’ın mûcize oluşu, öldükten sonra diriliş, hesap ve âhiret hayatıyla alakalı mevzulara dikkat çekilmektedir. Hûd Sûresi Nuzül Sebebi Mushaftaki sıralamada on birinci, iniş sırasına göre elli ikinci sûredir. Yûnus sûresinden sonra, Yûsuf sûresinden önce Mekke döneminin son bir yılı içinde nâzil olmuştur. 12, 17 ve 114. âyetlerinin Medine’de indiği yolundaki görüş müfessirlerin çoğunluğunca kabul edilmemiştir İbn Âşûr, XI, 311; Reşîd Rızâ, XII, 2; Ateş, IV, 291. Hûd Sûresi Fazileti Allah Resûlü Hûd sûresinin fazileti hakkında şöyle buyurur “Cuma günü Hûd sûresini okuyun.” Dârimî, Fezailü’l-Kur’an 17 Yine Efendimiz sûresi ve Vâkıa, Hâkka, Mürselât, Nebe’ ve Tekvîr gibi kardeşleri beni ihtiyarlattı” Tirmizî, Tefsir 57/3297 beyânıyla da sûrenin muhtevasının önemine ve bildirdiği sorumlulukların ağırlığına dikkat çeker. Çünkü bu sûrelerde fevkalade tesirli bir üslûpla önceki peygamberlerin tevhid mücadelesinden kesitler sunulmakta, kalpleri derinden sarsan kıyamet sahneleri tasvir edilmektedir. يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۚ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ ﴿١٠٥﴾ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَشَه۪يقٌۙ ﴿١٠٦﴾ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُ ﴿١٠٧﴾ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَٓاءَ رَبُّكَۜ عَطَٓاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ ﴿١٠٨﴾ Karşılaştır 105 O gün gelince, Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimileri bedbaht olacak, kimileri bahtiyâr. Karşılaştır 106 Bedbaht olanlar ateştedirler. O ateş kabarıp indikçe, onlar da her nefes alıp verişte hırıltılar, feryatlar ve hıçkırıklar içinde âdeta boğulurlar. Karşılaştır 107 Âhiret âlemindeki gökler ve yer ayakta durdukça onlar da ebediyen o ateşin içinde kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi hâriç. Çünkü Rabbin ne dilerse onu eksiksiz yapar. Karşılaştır 108 Bahtiyâr olanlar ise cennettedirler. Âhiret âlemindeki gökler ve yer ayakta durdukça onlar da orada ebediyen kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi hâriç. Bu mükâfat, ardı arkası kesilmeyip devam edecek ilâhî bir lutuftur. TEFSİR Kıyamet gününün farklı yerleri ve merhaleleri vardır. Orada öyle yerler var ki herkesin nutku tutulur, hiç kimse konuşamaz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur “Bugün, onların tek bir kelime bile edemeyecekleri bir gündür. Kendilerine izin verilmez ki, özür dileyebilsinler.” Mürselât 77/35-36 Öyle yerler var ki, orada ancak Allah Teâlâ’nın izin verdiği kimseler konuşacak, konuştuğunda da ancak doğruyu söyleyecektir. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur “O gün Rahmân’ın izin verdiklerinden başkası konuşamaz. Konuşan da ancak doğru ve uygun olanı söyler” Nebe’ 78/38; “İzni olmadan O’nun huzurunda kim kalkıp da şefaat edebilir?” Bakara 2/255 Orada öyle devreler olacak ki, orada herkes kendini savunabilmek için mücadele edecektir “Mahşer günü herkes gelip sadece kendisini kurtarmaya çalışacaktır” Nahl 16/111; “Derken birbirlerine dönüp, karşılıklı söz düellosuna başlarlar.” Sâffât 37/27 Bu devrelerin bazısında da insanların ağızlarına mühür vurulacak; onların elleri konuşacak ve ayakları şâhitlik edecektir. bk. Yâsîn 36/65Mahşer halkının bir kısmı bedbaht olacak, bir kısmı da bahtiyar olacaktır. Bedbaht olanlar cehenneme atılacaktır. Cehennemde duydukları ıstırap ve çektikleri acı sebebiyle çok fecî bir nefes alış verişleri olacaktır. Solurken göğüs geçirip hıçkıracaklar; görülmemiş bir şekilde nefes alıp vereceklerdir. Acıdan inleyip feryat edeceklerdir. Aslında اَلزَّف۪يرُ zefir “nefesi güçlükle ve sıkıntılı bir şekilde vermek”, اَلشَّه۪يقُ şehîk ise aynı tarzda geri almak demektir. Bu iki kelime Arapçada esasen merkeplerin ilk anırma anları ile anırmalarını bitirirken çıkardıkları sesi anlatmak için kullanılır. Dolayısıyla maksat bedbahtların bağırmalarını merkep anırmasına benzetmektir. Bunların cehennemde çıkardıkları sesler, merkeplerin çıkardığı çirkin sesler gibi olacaktır. Nitekim bu durum dünyada bile özellikle boğulma, asılma, başının vurulması gibi belâlara maruz kalan kimselerde görülür. Bu esnâda bazı suçluların sığır böğürtüsü gibi böğürdükleri ve seslerinin çok tuhaflaştığı müşâhede edilir. Âhiretin ise dünyadan kat be kat daha sıkıntılı olduğu bir ve yer ayakta durdukça o bedbahtlar cehennemde ebedi duracaklardır. “Göklerle yerin ayakta durması” sözü, diğer Kur’an âyetlerinin açıkça haber verdiği gibi bk. Cin 72/23 ebediliği beyân eder. Çünkü burada bahsedilen “gökler ve yer”, şu an mevcut olan gökler ve yer değil, “Kıyamet günü yer başka bir yerle, gökler de başka göklerle değiştirilir” İbrâhim 14/48 âyetinde belirtildiği üzere, âhiret âlemine mahsus yaratılacak olan “gökler ve yer” olacaktır. Âhiret âlemi ebedi olduğu gibi, o âlemin gökleri ve yeri de ebedi olacaktır. Dolayısıyla bu ifade, hakiki mânada bir ebedilikten bahseder. Nitekim, cennetliklerle alakalı gelen “kesintisi olmayan bir ihsan” kaydı da bunu destekler. “Rabbinin dilediği müstesnâ” kaydına gelince, Allah Teâlâ’yı bağlayan, O’nu bazı şeyleri yapmaya mecbur eden hiçbir güç, hiçbir kanun yoktur. Her şey O’nun dilemesine bağlıdır. Cehennemin ve cehennemliklerin durumu da öyledir. Cenâb-ı Hak dilediğini ebedi olarak ateşte bırakır; dilediğini affedip oradan çıkarabilir. Dilediğini başka azaplara düçar kılabilir. Ancak Kur’ân-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın cehennemin ebediliğini ve oraya kâfir olarak girenlerin de orada ebedî kalacağını dilediğini haber vermektedir. Bununla birlikte günahkâr mü’minler cehennemde ebedi olarak kalmayacak, oradan ise cennette olacaklar ve âhiret gökleri ve yerleri ayakta durdukça orada ebedi kalacaklardır. Manevî derecelerine göre nimetlere nâil olacaklar, ilâhî rızâ ve cemâlullah lutuflarına erişeceklerdir. Onlar için bitmeyen nimetler, kesintisiz ihsanlar, sonsuz bir Allah vergisi olarak ikram edilecektir. “Cennetin yiyecekleri de, gölgesi de devamlıdır.” Rad 13/35 İlâhî rızâ nimeti de ebedîdir. Nitekim Resûlullah şöyle buyurdu “Allah Teâlâ cennetliklere- Ey cennet sâkinleri! diye seslenir.» Onlar da- Buyur Rabbimiz! Emret! Bütün hayır ve iyilikler senin elindedir» derler. Allah Teâlâ - Halinizden memnun musunuz?» diye sorar. Onlar- Nasıl memnun olmayalım, Rabbimiz. Sen bize, hiç kimseye vermediğin bunca nimetler ihsan ettin» derler. Allah Teâlâ - Size bunlardan daha değerlisini vereyim mi?» buyurur. Cennetlikler - Bunlardan daha değerlisi ne olabilir, Rabbimiz!» derler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak- Üzerinize rızâmı indiriyorum; bundan sonra size hiç gazap etmeyeceğim» buyurur.” Buhârî, Rikak 5; Müslim, Cennet 9Zaten pek çok âyette de cennetin ebedî olduğu kaydı açıkça yer almaktadır. bk. Nisâ 4/122; Beyine 98/8O halde Kaynak Ömer Çelik Tefsiri
Namaz nasıl kılınır? Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve vitir namazlarının kılınışı
❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio وَٱصْبِرْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ Vasbir fe innallâhe lâ yudîu ecrel muhsinînmuhsinîne. Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez. Türkçesi Kökü Arapçası ve sabret ص ب ر وَاصْبِرْ şüphesiz فَإِنَّ Allah اللَّهَ لَا zayi etmez ض ي ع يُضِيعُ ecirlerini ا ج ر أَجْرَ iyilik yapanların ح س ن الْمُحْسِنِينَ Diyanet İşleri Başkanlığı Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez. Diyanet Vakfı Ey Muhammed! Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Ve sabret, çünkü Allah iyi davrananların mükafatını ziyan etmez. Elmalılı Hamdi Yazır Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez. Ali Fikri Yavuz Ey Rasûlüm, kavminin eziyetlerine ve ibadete sabret; çünkü Allah, iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Ve sabr et zira Allah muhsinlerin ecrini zayi´ etmez Fizilal-il Kuran Müşriklerin sana çektirdikleri sıkıntılara karşı sabret; çünkü Allah, iyi davranışları ödülsüz bırakmaz. Hasan Basri Çantay Sabr-u sebat et. Zîrâ Allah iyi hareket edenlerin mükâfatını zaayi etmez. İbni Kesir Sabret, çünkü Allah ihsan edenlerin ücretini zayi etmez. Ömer Nasuhi Bilmen Ve sabret. Zira şüphe yok ki, Allah Teâlâ muhsin olanların mükâfaatını zâyi etmez. Tefhim-ul Kuran Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
hud suresi 115 ayet tefsiri