🦨 Hatasını Kabul Etmeyen Insana Ne Denir
İslamcı Kime Denir? İslamlaşmak Ne Demektir? İslamcı Kime Denir? İsmail Kara'nın Türkiye'deki İslamcılık Düşüncesi adlı kitabının Giriş bölümünde İslamcılık için şöyle bir tanım getiriyor: "İslâmcılık XIX-XX. yüzyılda, İslâm'ı bir bütün olarak (inanç, ibadet, ahlâk, siyaset, felsefe, hukuk, eğitim
Ancakiletişim kurmadan ortaya atılan ve zorla kabul ettirilen. 9 Yeniden. bu tür --çözüm-- biçimlerinin ömrü, emri veren iktidarın ömrü kadar. olur; iktidar değişince, yeni otorite eski emri ortadan kaldırır ve çoğu. kere, öncekine taban tabana zıt, yeni emirler verir.
Read AYNÜ’L-HAKÎKA fî RÂBITATİ’T-TARÎKA - Halis Ece by Yolcu on Issuu and browse thousands of other publications on our platform. Start here!
Kul ya Rabbi der, Allahü teâlâ, (Söyle, her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm, ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur. ---
Mürted, İslâm dairesinden çıkan kişiye denir. İslâm dini hak din olması, son din bulunması, mükemmel olması, diğer bütün dinlerin doğru hükümlerini ihtiva etmesi ve dönmeyi icap ettirecek bir kusuru bulunmaması dolayısıyla, bir kişinin İslâm’dan dönmesi ya bilgisizliğinden, ya ihanetindendir. Bilgisizlik irşatla
Secde Allah’a teşekkür etmenin fiziki görüntüsüdür. Teşekkür etmenin duygusal kısmı namazın içinde okunanlardır. Namaz kılan namaz esnasında Rabbi ile bire bir muhataptır. Rabbi onu görür ve işitir. 1. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla (başlıyorum). 2. Alemlerin Rabbi olan Allah’a övgüler! 3.
okudumbitti #kitaptavsiye #birharfbirkitap #kadınyazarlarokuyoruz Merhaba canlar Bu aralar fazla görünmediğimin farkındayım. Bayrama kadar bu şekilde idare
NxW5K. Geçmişte tahsilli, bilgili kişiye münevver denilirdi. Daha sonraları aydın sözcüğü "kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli kimse" anlamında kullanılmaya Her şeyi bilen ne denir?2 Cok bilgili kisilere ne denir?3 Işi bilen kişiye ne denir?4 Her şeyi önceden bilen kişiye ne denir?5 Her şeyi bildiğini sanan insana ne denir?6 Entelektüel insan ne demek?7 Entelektüel Bakış açısı ne demek?Her şeyi bilen ne denir?Bilgisi olan, bilgin, bilgili kisilere ne denir?alim / âlim Çok şey bilen. Çok okumuş, bilgiç. İlim ile uğraşan. bilen kişiye ne denir?uzman, işini iyi bilen, şeyi önceden bilen kişiye ne denir?Münnecim kelimesi halk arasında geleceği gören ve gelecek konusunu tahmin eden şeklinde bilinir. Ancak müneccim olduğu düşünülen kişilerin bunu nasıl ve ne şekilde yaptığı pek fazla şeyi bildiğini sanan insana ne denir?Dunning-Kruger Sendromu, bir şey bilmediği halde bildiğini sanan kişilere denir. Dunning-Kruger Sendromu; diğer adıyla cahil sendromu, her şeyi bildiğini zanneden ve bunu her ortamda dile getiren cahil kişilere insan ne demek?İşte resmi tanımlamalarıyla entelektüel kavramı Zekasını ve analitik yetisini mesleği gereği ya da şahsî amaçlarına erişmekte kullanan kişi. Kapsamlı bilgi ve birikim gerektiren soyut konularla derinlemesine ilgilenen Bakış açısı ne demek?Entelektüel kelimesi Türkçe'ye geçmiştir ve daha evrensel, çok boyutlu ve kavramsal düşünen kişileri ifade eder. Aydın, daha çok güncel olaylardan yola çıkar ve kişileri, olayları tartışır. Entelektüel ise kavramlardan yola çıkar, sistemi sorgular ve olayları yorumlarken boyut katar.
zamanla hataları azalacaktır. türk olması ihtimali çok ama çok düşüktür. affetmek gerekir. anlaşılabilir bir insandır. herkes hata yapar ama kolay kolay kimse kabullenmez hatasını. kabullenen birisi ile hayat güzel bir şekilde yaşanılır. ezik diye nitelendirilir bizim ülkede. ama doğru adamdır aslında. aşmıştır. soyları tükenmekte olan insanlardır, onlara sahip çıkmak gerekiyor. lütfen. benim o, kabul etmekle kalmam özür de dilerim, gönül de alırım... ey tarafgirler!.. o putlaştırdığınız "şeyhleriniz", yanıldıkları mevzuları bir bir itiraf etmek şöyle dursun yanılabileceklerine ihtimal bile veriyorlar mı sanki?öyleyse ahlâk vaazları verip dururken istikametini şaşırmış bir başka türlü ahlâksız değilseler nedir?- spoiler -"insan zihninin bir özelliği vardır bakış açımıza uymayan, fikirlerimizi çürüten, yanıldığımızı gösteren gerçeklerle karşılaştığımızda; 'ah, ne büyük hata yapmışım, ne cahilmişim, görüşümü değiştiriyorum' demeyiz! doğru okudunuz, de-me-yiz!ömrümüz boyunca öğrendiğimiz, içimize yer etmiş bilgilere ters düşen gerçekleri unuturuz. hatta bize aykırı gelen gerçeklerin çoğu zaman farkına bile varmayız. zihnimiz, hayat felsefemize uymayan bilgileri 'filtre' buna 'my side bias' derler. 'bendensin tarafgirliği' desek uyar mı acaba?"- spoiler - spoiler -tarafgir zanneder ki evliyanın veya büyük zât addettiklerinin istisnasız her dediği tıpkı ayetler gibi su götürmez mutlak hakikatlerdir... hatta hata ettikleri nice meseleleri ilmen ispatlayan "evliya olmayan zavallılar"a güya çok bilmiş ve küçümseyici bir sırıtışla çıkışmadan duramazlar;"sen kimsin!"- spoiler -bkz 104616303- spoiler -"biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım, benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. hattâ başıma vursanız, allah razı olsun diyeceğim. hakkın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. nefs-i emmârenin enâniyeti hesabına hakkın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ederim."- spoiler -bkz 108139275- spoiler -elbette o kısım ehl-i şuhud dahi, asfiya makamına çıktıkları zaman, kitap ve sünnetin irşadıyla yanlışlarını anlarlar, tashih ederler, hem spoiler -bkz 100509271- spoiler -"sen, ey riyakâr nefsim! “dine hizmet ettim” diye gururlanma. “muhakkak ki allah, bu dini fâcir adamla da teyid ve takviye eder.” sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin."- spoiler -bkz 100847169"ben bunu yapmıyorum demiyorum, kesinlikle bunu yapıyorum..."bkz dünyayı bu insanlar kurtaracaktır. hatayı görüp kabul etmek, karşıdaki insana bu samimiyeti yaşatmak iç ve dış saygıyı gerçekten artırıyor ancak egoya yenilip hatayı gizlemek, karşı tarafı hatayı aramaya sürdürmek insanları çok yoruyor zihinleri çok yoruyor. ki buna düşmemek gerekir. rahat olun ya hatanızı görün, kabul edin. karşıdaki insan kötü birisi değilse ve hatanızı kullanacak birisi değilse hatanızı kabul edin. zamanında kötü insanlara sabrettiyseniz şayet biraz vicdan yapın ve iyi insanların karşısında hatanızı kabul edin. egonuzu alt edin. dünyayı güzelleştirin. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
Şimdi birini düşünün. Sahiden saygı duyduğunuz, her hareketini hayranlık dolu gözlerle izlediğiniz, varlığını hissetmekten hoşnut olduğunuz birini! Ne sahip olduğu para için, ne statüsü için, ne de öyle yapmak zorunda olduğunuz için değil de sadece içinizden geldiği için saygı duyduğunuz birini düşünün. Bu kişi yöneticiniz, anneniz, arkadaşınız, sevgiliniz de olabilir, sizin için akıl hocası niteliğini taşıyan herhangi başka biri de! Evet, düşündünüz mü? Hayatınıza renk katan o kişinin kim olduğuna ya da yaşamınızda böyle biri olup olmadığına karar verdiniz mi? Peki, bu kişinin veya kişilerin özellikleri hakkında ne söyleyebilirsiniz? Hiçbir uğraş vermeden sizin hayranlığınızı kazanan, her hareketinde bir nezaket olan, deyim yerindeyse hani karıncayı bile incitmekten korkarak yaşayan insanları diğerlerinden ayıran en önemli özellikleri acaba nedir? Aslına bakarsanız, nedir değil nelerdir, demeliydim. Zira o insanları diğerlerinden ayıran farkı bir kavramla açıklamanın mümkünatı yok. Düşünceli tavırları, empati yetenekleri, affetme özellikleri ve daha pek çoğuyla dünya üzerinde sayılı sayıda olan bu insanların niteliklerini anlatmak için daha fazlasını kullanmaya ihtiyaç var. Gerçi ne kadar anlatsak da kelimelerin yetersiz kalacağı bazı noktalar olacaktır ama insanlara, hayvanlara, doğaya kısacası hayatın kendisine karşı kibar olan bu kişilerin belli başlı özelliklerini dile getirebiliriz diye düşünüyorum. Zaten bu özellikler her hareketinde nezaket taşıyan kişiler için değil, kibarlıktan yoksun ve düşüncesiz olan kişiler için daha faydalı olacaktır. İşte pek çoğumuzun incelemesi ve o konudaki eksikliklerini gidermesi için öğrenmesi gereken özellikler Takdir Etmekten Çekinmezler! Eğer yukarıda söylediklerimden sonra aklınızda saygı duyduğunuz birinin resmi oluştuysa dediklerimi çok daha kolay anlayabileceğinizi söyleyerek başlayayım. Hem zaten yaşamınızda böyle biri varsa, gerçekten şanslı olduğunuzun da farkına varmalısınız. Zira günümüzde bu niteliklerden yoksun olan o kadar çok kişi var ki! Baksanıza; gün geçtikçe birazcık daha içimize kapanıyoruz. Birazcık daha kabuğumuza çekiliyor, kendi türümüze karşı biraz daha korkuyla yaklaşıyoruz. Sanki her an bir yerlerden zarar görecekmiş gibi tedirginlik içerisinde yaşıyoruz. Ama neyse! Çünkü biraz daha dağıtırsam konuya dönemeyebilirim. Ne diyorduk? Evet evet, etraflarındaki herkes tarafından sevilip sayılan kibar insanların dikkat çekici özelliklerinin başında takdir etme konusundaki cömertlikleri geliyor. Yani ister bir yönetici olsun isterse iyi bir dost onlar karşısındaki kişiyi takdir etmekten çekinmiyorlar. Bir başkasının başarısına kıskançlıkla bakmak yerine onu içtenlikle tebrik edebiliyorlar. Kısacası; onlar övmeyi biliyorlar. Hem bir tek büyük başarıları için de değil insanları gösterdikleri çabalardan ötürü de takdir ediyorlar. İşte bu özellikleriyle de herkesin saygısını kazanıyorlar. Sabır Konusunda Cömerttirler! Hemen her konuda sabırsızlık gösteriyoruz, değil mi? İstediğimiz her şey anında olsun istiyor, bu niteliğimizi de tüketime dayalı yaşantılarımızda ne kadar benimsediğimizi gösteriyoruz. Ne iş hayatında ne de özel hayatımızda sabırlı davranamıyor, aceleci yaklaşımımızla kendimizi hep sıkıntıya sürüklüyoruz. Ne bileyim, istediğimiz terfiyi alamadığımız için performansımızı düşürüyor, azıcık daha sabretsek çok daha iyi yerlere gelebileceğimiz gerçeğini göremiyoruz. Aynı şekilde özel hayatımızda da basit anlaşmazlıklar yüzünden ilişkilerimizden oluyor, sonra da “ne dostluk kaldı ne de ömürlük aşk” diyerek yağ gibi üste çıkmaya çalışıyoruz. Oysaki yaşadığımız pek çok sorunun bu telaşlı tutumumuzdan kaynaklandığını bilmemiz lazım. Sabır konusundaki yoksunluğumuzun bizi hep istemediğimiz durumlar içerisine soktuğunu anlayabilmemiz şart. Çünkü kibar insanların sahip olduğu bu nitelik mutluluğumuz için olmazsa olmaz kurallar arasında! Dinliyormuş Gibi Yapmazlar! Hani karşınıza geçip sizi dinliyormuş gibi yapan insanlar var ya! İşte saygı duyulan ve her hareketinde nezaket taşıyanlar kesinlikle onlardan biri değiller! Çevrelerinden bu kadar saygı görmelerinin nedenlerinden biri de tam anlamıyla iyi bir dinleyici olmaları! Çünkü onlar iyi bir dinleyici olmanın kişiye ne kadar çok şey kazandıracağını biliyorlar. En başta, karşı tarafın saygısını kazanmak için bu faktörün sağlanması gerektiğinin farkındalar. Kaldı ki iyi dinleyici olmak onlar için mecbur hissettikleri için değil aksine isteyerek yaptıkları bir şey! Yani pek çoğumuzun da yapması gereken bir şey! Uzun lafın kısası; kulaklarımızı biraz olsun açmalı, dinleyerek bir şey kaybetmeyeceğimizi anlamalı ve hayatın bize ne anlatmak istediğini duymak için uğraşmalıyız. İnsanları Hatalarıyla Yargılamaz, Onları Görmeleri için Uğraşırlar! Kibarlıklarıyla etraflarında hayranlık uyandıran insanların bir diğer özelliği de insanları hatalarıyla yargılamamaları! Karşılarında olan kişi her ne kadar hatalı olsa da bunu onun yüzüne vurmamaları! Geçmişin geçmişte kaldığının farkında olarak onu suçlamak yerine hatasını anlaması için farklı yollar kullanmaları! Evet, hayatına nezaket katmayı başarmış kişiler dikkat çeken özelliklerinden biri de bu! Yani onlar insanları hatalarıyla yargılamak yerine, hatalarını göstermeyi tercih ediyorlar. Ve bu özellikleri sayesinde de hem kendileri kazanıyor hem de karşılarında olan insana hayatlarında kazanabilecekleri en iyi yaklaşımlardan birini kazandırıyorlar. Peki, böyle durumlarda biz ne yapıyoruz? Karşımızdaki kişiyi yerin dibine sokuyor, onu utandırarak ders vermeye çalışıyor, sonucunda da hem kendimizi hem de başkalarını mutsuz ediyoruz. İşte bu nedenle, suçlayıcı yaklaşımdan bir an önce kurtulmalı, önümüzde yaşamımızı güzelleştirme gibi bir seçeneğimiz varken yanlış yola sapmamalıyız. Empati Yeteneklerini Kullanırlar! Günlük hayatınızda da değil, genel olarak empati yeteneğinizi ne kadar kullanıyorsunuz? Hal ve hareketlerinizi ne kadar ölçüp tartarak belirliyorsunuz? Bir adım atmadan önce o adımın sonuçlarını ne kadar düşünüyorsunuz? “Eh işte” mi yoksa “yok denecek kadar” az mı? Ne yazık ki pek çoğumuz empati yeteneğinden yoksunuz. İlginizi Çekebilir Empatinin Önemini Anlamanızı Sağlayacak 7 Temel Nokta Bu nedenle de ilişkilerimiz başta olmak üzere bir sürü alanda kayıplar veriyor, hiç yok yere acı çekiyoruz. Genel olarak düşüncesizce hareket ediyor, söylediklerimizin nereye gideceğini düşünmeden konuşuyor, kendimizi karşımızdaki kişinin yerine koymak bir yere dursun bunu aklımıza bile getirmiyoruz. Sonucunda ise aynı duyarsızlıkla yüz yüze geliyor, insanların ne kadar anlayışsız olduklarını söylüyor, bütün bunların kendi hatalarımızdan kaynaklanabileceği ihtimalini hesaba bile katmıyoruz. Egolarına Boyun Eğmezler! Evet, onlarda da hepimizin sahip olduğu o malum egolardan var ama nezaketi bir yaşam biçimi olarak benimsemiş insanlar egolarına boyun eğmiyorlar. Zaman zaman kendilerini diğerlerinden daha çok bir şey görseler de bununla savaşmayı biliyorlar. Peki, böyle durumlarda biz ne yapıyoruz? Kendimizi dev aynasında görüyor, şimdiye kadar elde ettiklerimize güveniyor ve sık sık bu dünyada sıradan bir insan olduğumuzu unutuyoruz. Dünya sanki bizim etrafımızda dönüyormuş gibi davranıyor, bu yaklaşımımızı hem iş hem de özel hayatımıza yansıtarak farkında olmadan kendimize zarar veriyoruz. Hatta bazen bu ego deliliği bizi narsist biri haline getiriyor. Nitekim bu da bizi derin bir mutsuzluğa ve açlığa sürüklüyor. Kısacası, etrafımızdan gerçekten saygı görmek istiyorsak egolarımızın bizi yönetmesine izin vermemeliyiz. Mütevazi olmayı öğrenmeli, kendimizi bulutların üzerinde görmekten vazgeçmeliyiz. Başkalarının Mutluluğuyla Mutlu Olabilirler! Hayran olduğumuz o kibar insanların öğrenmemiz gereken bir diğer özelliği de bu! Yani onlar başkalarının mutluluğuyla mutlu olmayı biliyorlar Pek çoğumuzun yaptığı gibi insanların gülümseyen yüzlerinden rahatsız olmuyor, başkalarının mutlu yaşamlarına kıskançlıkla bakmıyorlar. Evet evet! Tam olarak bunu yapıyorlar. Efendim? Skim bir başkasının mutluluğundan rahatsız olur mu diyeceksiniz? Büyük ihtimalle çoğu kişi gibi siz de şu anda bunu düşünüyorsunuz. Ama ne yazık ki gerçekler düşündüğünüz gibi değil! İnsanlar mutluluğa o kadar açlar ki hayatından hoşnut olanlara pek de hoş olmayan gözlerle bakılıyor. Daha çok para kazanan, terfi alan, başarılı olan ya da çok mutlu evlilikler sürdüren kişilere karşı içten içe düşmanlık besleniyor. Farkında olarak ya olmayarak! Sayısız insan başkalarının mutluluğuna sevineceği yerde olumsuz duygular besliyor. Kısacası, onlardan biri olmamak için uğraşmalı, başkalarının mutluluğuyla mutlu olacağımız yerde kıskançlık gibi duygularla kendimizi zehirlememeliyiz.
İLETİŞİMDE KABUL ETMENİN ÖNEMİ Sevgili anneler, önceki yazıda etkili iletişimin ilk konusu olan “duygular”dan söz etmiştik. Bu yazıda ikinci konu olan kabulü işleyeceğiz. Aşağıda üzerinde çalışabileceğiniz bir senaryolar listesi göreceksiniz. Aslında bu listeyi duygular yazısının başına koymalıydım, önce koymama kararı almıştım, sonra da gerçekten kendini geliştirmek isteyen okurlara biraz daha çok veri sunmanın iyi olacağını düşündüm.Bu listenin amacı şu anda nasıl iletişim kurduğunuzu saptamanız içindir. Bu 8 maddelik listeyi aralarında birer paragraflık boşluklar bırakarak defterinize yazın. Her cümleyi üzerinde çok düşünmeden yanıtlayın. Yanıtlarken “Ne demeliyim?” diye düşünmeden, bu senaryolar sizin evinizde olsa ne söyleyiverirdiniz, o cümleleri karşınızda çocuğunuz varmışçasına, ona söyleyeceğiniz gibi yazın. Siz Olsaydınız Çocuğunuza Ne Söylerdiniz? 1- Okuldan gelince çamurlu botlarını çıkarmadan güle oynaya odasına gidiyor. 2- Siz henüz fırsat bulup kitabınızı elinize aldığınızda, çocuklar avaz avaz bağırıp kavga etmeye başlıyorlar. 3- Soğuk bir pazar günü dışarı çıkmak üzere hazırlanıyorsunuz. Küçük kızınız, inatla yazlık bir giysisini giymek istiyor. 4- Ağlayarak eve geliyor ve en sevdiği arkadaşından söz ederek “O aptalla artık hiç oynamayacağım.” diyor. 5- İki kardeş tartışıyor ve sizin hakemliğinizi istiyorlar. Birinin haklı olduğunu çok açık bir biçimde görüyorsunuz. 6- İki kardeşe bir oyuncak aldınız. Adil olma düşüncesiyle önce oynama hakkı için kura çektiniz. Kaybeden, “Zaten küçük olduğum için her zaman ben kaybediyorum, haksızlık bu” diyerek ağlamaya başlıyor. 7- Bir sabah onu yatağından kaldırırken “Anne, her gün yuvaya gitmek zorunda mıyım?” diye soruyor. 8- Arkadaşlarından birinin annesinden çok korktuğunu söylüyor ve boynunuza sarılıp yanağınıza kocaman bir öpücük konduruyor. Soruların arasında 4-5 satırlık boşluk bırakmayı unutmayın. Bu listeyi yazı dizimiz bittikten sonra da yanıtlayıp aradaki farkı görebilirsiniz. Fark, sizin ne denli “denetleyen değil, etkileyen bir anne” olduğunuzu kendinize gösterecektir. Konular ilerledikçe bu listeye yeniden döneceğiz. 2- ÇOCUĞU DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMADAN OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEK Başkasını kabul edebilmek, insanın kendisini kabul etmesiyle başlar. Kendini kabul edebilmek için de kişinin kendini “tanıması” gerekir. Kapısı, penceresi olmayan bir oda düşünün. Bu odada size ait her şeyin bulunduğunu varsayın. Düşünceleriniz, duygularınız, istekleriniz, değerleriniz, zaaflarınız, meziyetleriniz, umutlarınız, zevkleriniz, güçlü ve zayıf yanlarınız ……… Bu odanın kapısı, penceresi olmadığı için içerisi zifiri karanlık ve siz orada kendinize ait nelerin olduğunu göremediğiniz için bilemiyorsunuz. Bu odanın üstünden bir delik açtığınızı, bu deliğin küçük bir pencere olduğunu düşünün. Bu pencereye “Kendini Tanıma Penceresi” diyelim. Buradan içeriye ışık girsin. O pencereden içeriye baktığınızı ve orada nelerin olduğunu görmeye çalıştığınızı varsayın. Baktığınız noktadan odanın her yanını , dolayısıyla içindeki her şeyi görmeniz mümkün mü? Tabii ki hayır. Bu benim pencerem olsa, kendimle ilgili görebildiklerim ve göremediklerim olduğuna göre bu pencereyi ikiye bölebilirim. Şimdi o minik pencereden bir başkasının baktığını düşünün. O kişinin de benimle ilgili her şeyi görmesi mümkün mü? Bakış açısına göre, baktığı yere ışığın düşüş miktarına göre vs. o kişinin de görüp göremedikleri vardır. Pencreyi bir de başkasının bakışına göre bölelim. Şimdi ikisini üst üste koyalım Sol üst bölge kişiliğimizin açık bölgesidir. Burada hem benim kendimle ilgili bildiklerim, hem başkalarının benimle ilgili bildikleri vardır. Örneğin ben kendimi “konuşkan” olarak tanımlıyor, başkaları da “Birsen konuşkandır” diyorsa “konuşkanlık” benim açık bölgemdeki bir özelliğim demektir. Beni tanıyanlar duygulardan konuştuğumun farkındadır. Ancak ben insanlarla ilgili olumsuz duygularımı pek söyleyemem. Bu özelliğim fark edilmemişse sağ üst köşedeki gizli bölgemin bir özelliğidir. Halâ bu konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.Ben kendimi konuşkan olarak niteliyorum ama çevremdekiler benim sözü alıp bırakmadığımı, kimsenin konuşmasına izin vermediğimi söylüyorsa, ben bu sevimsiz özelliğimin farkında değilim, ona karşı körüm demektir. Sol alt köşe. Sağ altta bilinmeyen bölge var. Buradaki özellikleri ne ben biliyorum ne başkaları. Başka bir yerde dünyaya gelseydim, başka koşullarda büyüseydim buradaki özelliklerim ortaya çıkabilirdi belki. İnsanlar arasında doyum sağlayan bir iletişim açık bölgelerin sağlanır. Şimdi açık bölgeleri farklı boyuttaki iki kişinin iletişimine bakalım A kişisinin açık bölgesinden B kişisinin açık bölgesine giden bir ileti karşılık bulup A kişisine dönerek yanıtlanıyor. A kişisinin yine açık bölgesinden çıkan bir ileti B kişisinin gizli ya da kör bölgesine rastlayınca ya emiliyor ya da farklı bir yöne yansıyor ve iletişim kesiliyor. Bu tablodan çıkartılması gereken sonuç şudur İnsanlar arasındaki iletişim açık bölgesi küçük olanın büyüklüğü oranında gerçekleşebilir. Bu nedenle açık bölgenin büyük olması doyurucu ilişkiler için bir zenginliktir. Demek ki doyum sağlayan iletişimler yaşayabilmek için açık bölgemizi büyütmeliyiz. Bu bölgeyi büyütmek için kendimizi nasıl açacağız? İletişimde bulunduğumuz insana geçmişimizin sırlarını vererek mi? Çok yakın dostluklardaki ilişkiler dışında bu sorunun yanıtı “hayır”dır. O anda yaşanılan duygu ve düşüncelerin paylaşılmasıyla kendimizi açarız. Kendimizi açtıkça açık bölgemiz de büyür. Kısaca şunu söyleyerek bu konuyu bitirelim. Sağlıklı, doyum sağlayan bir iletişim için karşılıklı olarak açık bölgelerin varlığı ve aşağı yukarı birbirine çok yakın büyüklükte olmaları gerekmektedir. İşte etkili iletişim becerilerinden “etkin dinlenme” karşımızdakinin açık bölgesinin, “ben dili” ise kendi açık bölgemizin büyümesini sağlayacaktır. Defterinize tanıma pencerenizi çizebilir misiniz? Kimlere karşı açık bölgeniz nasıl? En çok kime karşı açıksınız ; kimlere karşı gizli yanınız büyük ve bu insanların özellikleri neler? Çalışmalarımda bu soruyu sorduğum her kes kendini açtığı “o insanın” eleştirmeden dinleyen, kabul edici olduğunu; kendini sakladığı insanın/insanların ise sürekli eleştirip akıl verdiğini söylemişlerdir. Demek ki kabul etmek iletişim için olmazsa olmazdır. Yazının başında başkalarını kabul edebilmek için önce kendimizi kabul etmemiz gerekir demiştim. Olaylar karşısında hissettiklerinize, düşündüklerinize bakarak, yani iç gözlem yaparak kendinizle ilgili yeni bilgiler elde edebilirsiniz. Bu bilgilerin bazıları sizi rahatsız edebilir. Örneğin filân kişiyi kıskandığınızı fark ettiniz ve rahatsızlık duydunuz diyelim. Bu duyguyu yok saymak, inkâr etmek, bastırmak sizi rahatlatmaz, aksine farkında olmadan içinizde biriktirdiğinizde hem rahatsızlığınız artar hem de gelişme şansınızı kaybedersiniz. Oysa kendi kendinize “Ben şu kişiyi şu, şu özelliklerinden dolayı kıskanıyorum” diyebilseniz, bunu kendinize itiraf edebilseniz kendinizi kabul etmiş olursunuz. Kabul yüzleşmeyi sağlar, yüzleşme değişip değişmeme konusunda sizi düşünmeye yönlendirir. Bunun sonucunda da belki kıskandığınız o özellikleri edinmek için çabalar ve kişisel gelişminizi sağlarsınız. Dünyada altı milyar insan var ve bu insanların hiç biri diğerine benzemiyor. Yani her birimiz biriciğiz. Biriciklik ilkesi Fark et İç gözlem ve başkalarının geri bildirimleri + Kabul et şu, şu özelliklerimi olumluyorum; şu, şu özelliklerimden rahatsızım + Dile getir Ben şöyle, şöyle bir insanım Beğenmediğimiz yanlarımız için “ben niye böyleyim?” diye hayıflanmak yerine “Ben böyleyim” diyerek kabul etmek, bu barışma ve iç huzuru yaşadıktan sonra değişip gelişmek için çabalamak gerek. Siz nasıl biricikseniz, çocuğunuz da biriciktir. Şimdi gelelim karşımızdakini nasıl kabul edeceğimize ve karşımızdakini kabul etmekten ne anladığımıza. Gordon biliyorsunuz anlatmak istediklerini bir dikdörtgen üzerinde anlatıyor. İlk penceresi davranış penceresi. Zamanınız olsa başka hiçbir iş yapmadan tüm gün çocuğunuzu izleyebilseniz, bir gün içinde binlerce davranış yaptığını gözleyebilirsiniz. Bu davranışlardan bazıları hoşunuza gider, bazıları gitmez, hatta rahatsız olursunuz. O zaman bu davranışları kabul edebildiklerim Beni rahatsız etmeyenler, hatta hoşuma gidenler ve kabul edemediklerim hoşuma gitmeyenler, beni rahatsız edenler olmak üzere adlandırın. Dikdörtgen şimdi kabul penceresi oluyor ve ortasından kabul çizgisiyle bölünüyor. Çocuğunuzun davranışlarından kabul ettiklerinizi üst, edemediklerinizi alt bölüme hayalinizde yerleştirin. Hatta defterinize büyük bir kabul penceresi çizip içini doldurursanız daha iyi olur. Bunu yaparken zorlandığınızı göreceksiniz. Çünkü insan olmamamız ve bu nedenle de tutarsız olmamız nedeniyle bir gün kabul ettiğimiz davranışı başka bir gün kabul edemeyebiliriz. Başka bir deyişle kabul çizgisi durduğu yerde durmaz. Aşağı yukarı inip çıkarak yer değiştirir. Neye göre yer değiştirir? Bana, karşımdakine ve o davranışın yapıldığı içinde bulunulan çevreye göre. Hafta sonu evde ailece bir gün geçirdiğinizi hayal edin. İşiniz yok, eşinizle sohbet ediyorsunuz, çocuğunuz da oyuncaklarını getirmiş yanınızda oynuyor. Aslında oyuncakların oturma bölümüne gelmesini istemezsiniz genellikle, ama bu huzurlu ortamı bozmak istemiyorsunuz, hatta onu kendi kendine oynarken izlemek size ayrıca bir mutluluk da veriyor. Pazartesi olmuş, işten eve yorgun argın dönmüşsünüz ya da tüm gün çocukla uğraşmaktan ve ev işlerinden bitkin düşmüş durumdasınız, telefon çalıyor ve kıramayacağınız bir aile büyüğünüz size uğrayacağını söylüyor. Çocuğunuz Pazar günü oynadığı oyuncaklarıyla aynı yerde oynuyor, siz adeta koşarak mutfağa giderken oyuncaklara takılıp tökezliyorsunuz. Çocuğunuza ne söylersiniz? Çocuğunuzun davranışı Pazar günkü davranışıyla aynı, ama Pazar günü kabul ettiğiniz bu davranışı Pazartesi kabul edemiyorsunuz, öyle değil mi?Bir alıştırma daha yapalım Şimdi rahatça oturup gözlerinizi kapatın ve çocuğunuzun kabul edebileceğiniz, hoşunuza gidecek bir davranışı yaparken hayal edin. Ne yapıyor? Ne hissediyorsunuz? Bu durum gerçek olsa ne yapmak isterdiniz? Defterinize yazın lütfen. Şimdi de kabul edemediğiniz, sizi rahatsız eden bir davranışını düşünün. Ne yapıyor? Ne hissediyorsunuz? Gerçek olsa ne yapmak isterdiniz? Yazın bir tablo mu çıktı? Kabul ettiğiniz bir davranış karşısında olumlu duygular hissediyor ve olumlu davranış yapmak istiyorsunuz, kabul edemediğiniz davranış karşısında olumsuz duygu hissedip olumsuz davranmak istiyorsunuz. Şimdiye kadar tersini söyleyen olmadı. Bu ne demektir sevgili anneler? Ben kendi duygu ve davranışlarımdan sorumlu değilim, başkaları beni istedikleri gibi etkileyebilir ve benim duygu ve davranışlarımdan ben değil onlar sorumludur… Konuşmalarımızı hatırlayalım Beni kızdırıyorsun, beni mutsuz/mutlu ediyorsun, beni yoruyorsun vb. Yani karşımızdaki bize böyle hissettirdiği için ben böyle hissedip davranıyorum! Acaba böyle mi? Sizlere şimdi kendi yaşantımdan bir örnekle “uyanışımı” göstermek istiyorum. Oğlum milli yelkencidir. Lise son sınıfta üniversite sınavlarına hazırlanırken hafta sonları için şöyle bir plân yapmıştı Antrenman olduğu günler antrenmanlara katılmayacak, dersaneye gidecek; yarış günleri yarış saatleri dışında evde test soruları çözecekti. Bir cumartesi günü yarışı öğleden sonraydı. Öğleye kadar evde test çözecekti. Kahvaltıdan sonra odasına giderken televizyona gözü takıldı, bir spor kanalında yat yarışları vardı. Ben bu arada kahvaltı masasını topluyordum. Mutfaktan salona geldiğimde oğlumun kanepenin kenarına eğreti bir şekilde iliştiğini gördüm. Salona ikinci gelişimde kanepede biraz daha rahat oturduğunu fark ettim. Tahmin edersiniz ki içimde olumsuz bir şeyler kıpırdanmaya başladı. Odasına gitmesi gerektiğini hatırlatmakla hatırlatmamak arasında kararsızlık yaşıyor ve kızgınlık duygum giderek artıyordu. Tam bu sırada babası balkondan içeri girdi ve oğlunun yanına otururken yarışın ne yarışı olduğunu falan sorarak oğluyla izlemeye koyuldu. İşte o zaman sanki beynimde bir ışık yandı. Oğlum davranışıyla beni kızdırmıyordu, ben kendim kızıyordum. Eğer onun davranışı tartışmasız “kabul edilemez” bir davranış olsaydı babasının da bu davranışı kabul etmemesi gerekmez miydi? Babası onun düşmanı mıydı ki ders çalışmasın tv izlemesini istesindi? İşte bu olaydan sonra dilimi değiştirmeye , çocuğumun davranışlarını güzel- çirkin, doğru- yanlış, iyi- kötü….. demeden “bana göre kabul edilemez” ya da bu kitabî sözcüğü kullanmak istemediğimde “ bu benim hoşuma gitmedi” gibi sözlerle nitelendirmeye başladım. Eğer çocuğunuzun bir davranışı için “Bu çok yanlış bir davranış” derseniz, o davranışı yaptığı her zaman tutarlı olmak için aynı şeyi söylemelisiniz. Oysa biliyoruz ki biz anne/babayız ama önce insanız, Tanrı değil. İnsan olduğumuz için de tutarlı olamayız. Bir davranış bir gün bizi rahatsız etmez, aynı davranış başımız ağrıdığı, çok yorgun olduğumuz ya da işlerimiz başımızdan aştığı için……… başka bir gün rahatsız edebilir. Başka bir deyişle kabul çizgimiz önce “bana göre” yer değiştirdiği için aynı davranış bize bir iyi gelir, bir kötü. Yaşantılarınızdan bunun böyle olduğunu düşünerek bulabilirsiniz. Kabul çizgimizin yer değiştirişine neden olan ikinci şey, karşımızdaki insandır. Bazı insanlar vardır, onlara “şeytan tüylü” denir. Ne yapsa göze batmaz. Bu insanlara karşı da kabul çizgimizin yeri oldukça aşağıdadır. Sınıflarda çocuk sayısı çok fazla olduğu için bu durum açık biçimde görülür. Üçüncü etkense içinde bulunulan çevredir. Evde çocuğumuzun bazen gezinerek yemek yemesine göz yumabiliriz. Hele iştahsız ise “Aman yesin de…” deriz. Amaa evde misafirlerimiz olduğunda ya da dışarıda yenilen bir yemekte aynı davranışı kabul edemeyiz. Bundan böyle siz de çocuğunuzun ya da……. kabul edemediğiniz davranışlarını iyi-kötü, doğru-yanlış……. diye değerlendirmeden “Şu anda bu davranışını kabul edemiyorum” ya da “ Bana göre hoş değil” gibi kendi sözcüklerinizle reddetmeye başlayabilirsiniz. Böyle bir dil kullanmaya başladığınızda çocuğunuz “Annem şimdi, kabul edemiyor” diye düşünmeye başlayacaktır. Bu da aynı davranışı kabul ettiğinizde “Annem de bir doğru diyor, bir yanlış” diye düşünüp sizi tutarsız olarak algılamayacaktır. Sözün özü Kabul edemediğiniz, sizi rahatsız eden bir davranış karşısında tepki vermeden önce kendinize “Bu davranış herkes için tartışmasız kabul edilemeyen bir davranış mı, yoksa ben mi öyle algılıyorum?”diye sormalısınız. Ancak evrensel değerle ters düşen bir davranış her kesçe kabul edilmez, edilmemelidir. Değerler konusunda ele alacağım. Burada Epiktetos’un sözünü bir kez daha anımsayalım Gelişmiş insan sorunun yaşanan olayda değil, kendisinin o olaya bakış tarzında olduğunun bilincindedir. Bir sonraki yazıda “kabul” konusunu sürdüreceğiz. Bu konu üzerinde önemle durmak gerek. Eğer kabulü içimizde yaşatamazsak iletişim engelleri yapmaktan kendimizi kurtaramayız, sen dili konuşma dilimiz olur, etkin dinleme yapamaz, bunların sonucunda da kazan-kazan yoluyla çatışma çözemeyiz. “Beni olduğum gibi kabul eden biriyle evlenebilirim” ya da “Ben böyle biriyim, kabul edersen…” gibi cümleleri özellikle medyada oldukça sık duyuyorum. Bu cümleler Gordon’un kabulünün yanlış anlaşıldığını gösteriyor. Bu kelime adeta bir moda sözcüğü oldu. Aslında Gordon’un anlatmak istediği bu değildi. Kabul ne demek? Bir insanın evrensel değerlere ters gelen davranışlarını, görgüsüzlüğünü, kabalığını vs hoş görmek mi? Çocuğumun yatağımın üzerinde ayakkabılarıyla zıplamasına izin vermek mi yoksa kış günü yazlık elbiseyle sokağa çıkmasına göz yummak mı? Kabul de, nasıl kabul? Bir sonraki yazıda buluşmak dileğimle ve sevgilerimle… Not Sevgili Büşra Karaca ödevleri benimseyip yaptığı için onun adında diğer uygulayıcılara da yardımı olsun düşüncesiyle yazının sonuna bir duygu listesi ekleyeceğim. Bu liste anababa gruplarımda oluşan listelerin birleştirilmesiyle elde edildi. İncelediğinizde “Bu duygu değil, durum diyebilecekleriniz olacaktır. Hem değiştirmemek, hem de o durumların altında duyguların olması aynen kabul etmemin nedenidir. Duygu dilinizin gelişmesi çocuğunuzun da duygu dilinin gelişmesine, iletişiminizin daha can cana olmasına yardım edecektir. Hele bu yöntemi yeni kullanmaya başlayanlar için sürekli kızıyorum, üzülüyorum, mutlu oldum, sinirleniyorum gibi birkaç duygu ile konuşmak çocuğa, “ Ama anne sen de hep kızıyorsun ya da sinirleniyorsun,” deme hakkını verir, o zamanda bu garip durumdan nasıl sıyrılacağınızı bilemezsiniz. Bu yazıyı yalnızca okuyup geçmeyecekler için bu haftaki çalışma maddeleri Ödev kelimesi komik geldi şu anda bana• Duygu farkındalığını sürdürün.• Kabul pencerenizi çizin. Kimlere karşı kabul çizginizin nerede olduğunu düşünüp nedenlerini bulmaya çalışın.• Çocuğunuzun kabul edemediğiniz davranışlarını etiketlemeden “ Bana göre……” demeye başlayın. Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken lütfen yazarın adını belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur. AcımaAcizlikAç gözlülükAffetmekAğlamakAit olmakAlınganlıkAllak bullak olmakAltında kalmakAnaçlıkAnlamaAnlamakAnlaşılmamaAnlayışAnnelikAptallaşmaAranmaArınmışlıkArzuAşağılanmaAşağılık DuygusuAşkAyıplamaAzimBağımsızlıkBağışlamakBarışıklıkBaskı hissetmeBaşarıBaşarısızlıkBaşarmakBecerememeBeceriksizlikBeğenilmeBeğenmeBekleyişBencillikBezginlikBıkkınlıkBitip tükenmekBitkinlikBocalamakBozgunBöbürlenmekBunaltıBurulmakBüyüklükCan sıkıntısıCesaretCoşkuÇaresizlikÇatışmaÇekememezlikÇekingenlikÇelişkiÇoşkuÇökkünlükDe ja vüDehşetDerinlere dalmakDinginlikDirenmeDokunmakDostlukDuygusuzlukDürüstlükDüşmanlıkEfkârEğlenmekElemEleştirilmeEndişeEsenlikEşduyumEvhamEziklikFarkındalıkFedakârlıkGaddarlıkGamsızlıkGerginlikGerilimGıpta etmeGururGüçlülükGüçsüzlükGülmekGülümsemeGüvenGüvensizlikGüzel görünmeGüzellikHainlik Hakkaniyet Haklılık Haksızlık Halsizlik Haset Hasret Hassasiyet Hayal kırıklığı Hayranlık Hayret etme Heves Heyecan Hırs Hırtlık Hiçlik Hiddet Hissetmek Hor görmek Hor görülmek Horlanmak Hoşgörü Hoşlanmak Hoşnut olmak Hoşnutluk Hoşnutsuzluk Huşu Huysuzluk Huzur Huzursuzluk Hüzün İç erimesi İç yanması İçerlemek İçtenlik İğrenmek İhanet İhtiras İkilem İlenmek İlerlemek İlgi İlgilenme İnanç inatçılık İncitmek İntikam İsyan İtilmişlik İyi niyet İyimserlik Kabul Kaçma Kader Kahretmek Kalp sıkışması Kandırmak KaramsarlıkKararlılıkKararsızlıkKarışıklıkKasvetKatılıkKaygıKederKendini aklamaKendini kanıtlamaKendini suçlamaKeyifKınamaKırgınlıkKırılmakKıskançlıkKıvançKızgınlıkKibirKinKindarlıkKorkuKorumaKorunmaKötü niyetKötümserlikKuruntuKuş gibi hissetmeKuşkuKüçük düşmemekKüçük düşürülmekKüçük görmeKüçünsenmeKüskünlükMahcubiyetMazoşizmMerakMerhametMinnettarlıkMizahMukayeseMutlulukMutsuzlukMücadeleNefretNegatif hissetmeNeşeNostaljiOnaylamakOnur duymaOrgazmÖç almak Öfke Önemseme Önemsenme Övgü Övülmek Özenme Özgürlük Özgüven Özlem Özveri Panik Paylaşılmak Paylaşma Pişmanlık Pozitif hissetme Rahatlama Rahatlık Rahatsızlık Rehavet RekabetSaadet Sabır Sabırsızlık Sadakat Sadistlik Sakinlik Saldırganlık Samimiyet Saygı Sayılma Sayma Sevecenlik Sevgi Sevilme Sevilmeme Sevinç Sevinme Sevme Sezme Sığınma Sıkılganlık Sıkılma Sıkıntı Sıkışma Sınanma Sınırlanmak Sıradanlık Sızlanmak Sinirlenme Sinirlilik Sorumluluk Stres Suçluluk Şaşırma Şaşkınlık Şefkat Şehvet Şımarma Şükür Şüphe Takdir Tasa Taşkınlık Tedirginlik TehditTelâşTelaşlanmaTepesinin tası atmakTereddüt etmekTiksintiToleransTutkuUmursamazlıkUmutUmutsuzlukUnutmaUnutulmaUtançUtanmaUyuşuklukÜrkmekÜrpertiÜzüntüVerimlilkVesveseVicdanVicdan azabıVicdan borcuVurdumduymazlıkYakınmaYalınlıkYalıtılmışlıkYalnızlıkYardım edememekYardım etmekYardımlaşmaYenilmişlikYetersizlikYılgınlıkYok saymaYorgunlukYüceltmeYüreğin pır pır etmesiYüreklendirmeZaferZevkZindelikZulümYok sayılma
MAKALENİN 1. BÖLÜMÜ >>> 2. BÖLÜMÜ >>> 10- Rabıta nedir? Bunu destekleyen deliller var mıdır? Rabıta değişik şekillerde tarifi yapılmıştır bunlardan burada biz ikisine yer vereceğiz Rabıta aşırı muhabbetten ibarettir. Bu hal, teveccühü, tasavvuru ve kalbi bağlantıyı da bereberinde getirir. Zira bir şeyi seven, onu sık sık hatırlar. Müridin zihni planda tefekkür gücünü kullanarak mürşidiyle beraberlik halinde olmasıdır, önemli olan cesedlerin değil, ruhların beraberliğidir, bu yüzden Ali Haydar Efendi kuddise sirruhu bu meyanda “kalbin neredeyse sen orada mutebersin” der, bunu şu ayet-i celileyle temellendirir “sen onları birlikte sanırsın hâlbuki kalpleri darmadağınıktır”.[1] Rabıta, bağlantı kurulan ve kalben yönelinen şeyin çeşidine göre değişiklik arz eder. Bu üç türlü olabilir. Ulvî rabıta, süflî rabıta ve tabii rabıta. Ulvî rabıta Ulvî değerlere yapılan rabıtadır. Kişinin kalbini Rasûlülllah Sallallâhu aleyhi ve sellem ve Allah’ın sâlih kullarına muhabbetle bağlamasını ifade eder. Süflî rabıta Kişinin, kalbini bayağı ve değersiz şeylere bağlaması, yönelmesi ve düşünce ortamına aktarmasıdır. Tabii rabıta Kişinin, ailesini, çoluk çocuğunu ve yakınlarını düşünmesidir. Ulvi rabıtada hedef, Allah-u Teâlâ’nın mürşide ihsan edip şahsında tezahür ettirdiği feyiz ve manevi halleri, müridin yavaş yavaş kendisine geçmesi için çaba harcamasıdır. Çünkü insan kimi özlüyorsa, kimi hayal ediyorsa, onun ahlâkından kendisine akseder. Nitekim karakter sıçrayıcıdır, insandan insana geçer. Binaenaleyh, maneviyat sahibi eh-i hal biriyle yüz yüze görüştüğümüzde, onun feyzi bize de geçer[2]. Peki, gıyaben hayal ettiğimizde, o nur gelmeye devam eder mi? Hadislere baktığımızda bunun devam edeceği anlaşılmaktadır. Zira Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem, Sahâbe-i Kirâm’a geçmiş peygamberlerin suretlerini , renklerini, elbiselerini ve benzerî vasıflarını âdeta gözlerinin önüne getirir gibi anlatırdı. İbni Abbas radıyallahhu anhümâ rivayet ediyor Rasûlüllah Sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber yolculuk yaptığımızda Mekke ile Medine arasında yer alan bir vadiye uğradık. Rasûlüllahın Sallallâhu aleyhi ve sellem “Burası hangi vadidir?” deyince , sahâbe “Erzak vadisidir”der . Rasûlüllah “Ben sanki Musa Aleyhisselama bakıyorum. O esnada teni, rengi ve saçlarının şeklini anlatır. Fakat râvi Dâvud bunu aklında tutamaz Parmaklarını kulaklarına tıkayıp telbiyeyle sesini yükselterek bu vadiden uğrayıp gitti”[3]. Keza Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın rivayetine göre Rasûlüllâh Sallallahu aleyhi ve sellem “İsrâ gecesinde Musa Aleyhisselam ile karşılaştım” buyurdu. Rasûlüllâh Sallallahu aleyhi ve sellem onun fiziki yapısını şöyle anlatır. zannımca dedi ki “Vücûdu ne zayıf ne şişman, saçları ne düzgün ne de kıvırcık , Yemendeki Şenue erkeklerine benziyor…”. Buyurdular ki “İsa Aleyhisselam ile karşılaştım…” Rasûlüllâh Sallallahu aleyhi ve sellem onun evsâfını şöyle anlatır “Orta boylu, kırmızı tenli, sanki hamamdan yeni çıkmış gibizarif yakışıklı …”. Yine buyurdular ki “İbrahim Aleyhisselamı da gördüm. Evlatları arasında ona en çok ben benzemekteyim”[4]. Şeyhu’l-İslâm Allâme Hüseyin el-Medînî Rahimehullah bu ve benzeri rivayetleri aktardıktan sonra şöyle bir değerlendirmede bulunur Burada asıl maksat zikredilen peygamberlerin, suret, şekil ve fiziki yapılarının muhatapların zihninde iyice yer tutmasıdır. Bu tür rivayetlerden, yalnızca şeyhin tasavvurunun cevâzı değil, belki müstehab veya evlâ olduğu da anlaşılmaktadır. Aksi halde, Şâri’ buna bu kadar değer atfetmez, aksine bundan nehyederdi. Meşhur muhaddis Aliyyü’l-Kârî Rahimehullah de şunları ifade etmiştir Büyük zatların sûretlerini, onları görmeyen/görmemiş kimselere anlatmalıdır. Çünkü bu zatlarla karşılaşmada olduğu gibi sûretlerinde de bereket vardır.[5] 11- Rabıtanın müride sağladığı manevi yararlar nelerdir? Rabıtanın müride sağladığı yarar hakkında bir çok müellif söz söylemiş ve önemli değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Biz burada bunlardan İmam Zebidi rahimehüllah değerlendirmelerine yer vereceğiz. “El- Minehül aliyye fi- Tarıkat’ı Nakşibendiyye” el yazma eserinin giriş kısmında müellif, olgun ve mükemmel bir salik olabilmeyi sürekli ubudiyetle bağlayıp, ibadetsiz bunun mümkün olmadığını ifade ediyor. Ardından ibadeti her şeyi bırakıp Allah cc ile beraber olabilme şeklinde tarif edip sonrasında, ilahi bir cezbe olmadan bunun olmayacağını; cezbede de en müessir unsurun şeyhi kamil ile hemhal olabilme, ayrıca onun zahiri ve batını hallerini özümseme olduğunu kaydediyor. Sonra devam ederek buna râbıtâ denildiğini, kişi bunun etkisini üzerinde hissettiğinde, bunu elden geldiğince korumaya özen göstermesini ve bu meleke haline gelinceye kadar, tekrar beraber olma haline dönmesi gerektiğini belirtiyor. 12- Allah’dan başka varlık düşünülür mü? Niçin Allah’ı düşünmüyoruz da bir insanı/mürşidi düşünüyoruz? Üstadımız Müceddid Mahmud Efendi Hazretlerinin kuddise sirruhu Ruhu-l Furkan Tefsirinde bu suale şöyle cevap veriliyor “Zat ve Sıfatlarıyla hiçbir benzeri, eşi ve ortağı bulunmayan Allah-u Teâla’yı düşünmek, Zatı’nı hayâle getirmeye çalışmak mümkün değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ, Zat olarak bizim idrak sahamız dışındadır. Bizler ne kadar istesek de O’nu tasavvur edemeyiz. Ayrıca insanın bir zatı düşünebilmesi için onu görmesi gerekir. Görmediği bir şeyi düşünmek muhaldir. Dünyada var olduğunu bildiğimiz nice varlıklar olduğu halde, nasıl olduklarını bilemiyoruz. Bundan dolayı, istesek de onları aklımızda canlandıramayız.” Bunun yanı sıra mümkün olmadığı için Allah’ın Zatı’nı düşünmek yasaklanmıştır. Bütün tefsir, hadis ve akâid kitapları da böylece açıklama getirmiştir. Rasûlüllâh Sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur “Allah’ın Zatı’nı tefekkür etmeyiniz. O’nun nimet ve yarattıklarını düşününüz. Çünkü siz, Allah’ın Zatı’nı düşünmeye güç yetiremezsiniz”[6]. 13- Özünde istimdad ve aşırı tazim mevcud bulunduğundan dolayı rabıta’nın bir ibadet olduğuna hükmedenlere ne dersiniz? Bu tür ithamda bulunan gruplar, çoğu kez birbiriyle irtibatlı kavramları birbirine karıştırdıklarından bu hükme varıyorlar Merhum Seyyid Muhammed b. Alevi el-Maliki Rahimehullah bunların bu temel hatalarına dikkat çekmek üzere yazdığı esere bu yüzden Mefahim yecib’u- en tusah’ha’ha düzeltilmesi gerekli kavramlar ismini vermiştir Dini bir terim olarak ibadet, “Allah Teâlâ’ya en üst derecede yapılan tazim”[7] veya “ilah olduğuna inanarak boyun bükmenin, alçak gönüllüğünün, teslimiyyetin vardığı en son nokta” şeklinde tarif edilmektedir[8]. Malum olduğu üzere melekler bıkmadan usanmadan sürekli Allah’u Teâlâ’ya ibadet etmektedirler. Yüce Allah onlar hakkında buyuruyor ki “Onu tesbih eder ve yalnız ona secde ederler”[9] Bununla beraber Allah celle celalühü Adem’e Aleyhisselam secde etmelerini emretmişti. “Siz hemen onun için secdeye kapanın”[10] Not Ayet-i kerimedeki “Secdeye kapanın” ifadesinden de anlaşıldığı üzere meleklerin Adem’e Aleyhisselam secdesi rüku etmek, veya baş eğmek anlamında değil, bizzat alnı secdeye koymak suretiyle secde etmeleri istenmişti. Fakat meleklerin Allah’a celle celalühü yaptıkları secdeyle, Adem’e Aleyhisselam yaptıkları secde arasında ciddi fark vardır. Çünkü Allah-u Teâlâ’ya yaptıkları secde, yaratılmış kulun yaratan Rabbine secdesi anlamındadır ki; bu ibadettir. Meleklerin bizzat Allahcelle celalühü emriyle Hz. Adem’e Aleyhisselam secdesi, yaratılmış mahlukun kendi gibi yaratılmış mahluka secde etmesinden ibarettir[11] ki buna Tâat denir. O halde Tâat nedir? Tâat Allahın bilcümle emirlerini tutup, bilcümle yasaklarından sakınmaya denir[12]. meleklerin Adem’e Aleyhisselam secdesi, evladın ana babasına hürmeti talebenin üstadına saygısı, müridin şeyhine tazimi tâat’tır ibadet değil. Burada kısaca temas etmek gerekirse, vehhabilerin “Şefaat ya Resulallah veya meded ya Abdel Kadir gibi istiğase ifadelerini Allah’ın dışında bir dua, Allah’ın dışındaki her dua da ibadettir” iddiaları, temelden batıldır. Çünkü Arapça’da buna nida sesleniş denir. Allah’ın dışında her sesleniş tevhide aykırı olmuş olsaydı, canlı olsun ölü olsun kimsenin kimseye nidası caiz olmazdı. Lakin, bir şeyin ölüye nisbetle ibadet, canlıya nisbetle taat olması ne şer’an ne de örfen duyulmuştur. Aksine, ibadet onların bakışıyla ele alındığında, ölüye ibadet caiz değil ama canlıya caiz olması gerekir ki bu onlarca da kabul edilemez. Halbuki İmam Buhari edebi müfrede ayağı uyuştuğunda ibni Ömer’in “Ya Muhammed” dediğini nakleder.[13] Ayrıca sahabe buna herhangi bir tepki vermez. Keza namazın ilk ve son oturuşunda okuduğumuz esselamu aleyke eyyühenebiyyü Ey peygamber sana selam olsun, ehli kubura nida ederek selam vermemiz ve benzeri bir çok örnek bu iddiayı çürütmektedir. Bu bilgiler ışığında rabıtayı ele alırsak; onun ibadetle hiçbir bağının olmadığı net bir biçimde anlaşılır. Zira onun özündeki tazim mahlûkun kendi gibi mahlûka duyduğu bir durumdur. Asla bu tazimde şeyh efendiye karşı gösterilen ibadet anlamında bir kulluk anlayışından söz edilemez. Bu itibarla rabıtadaki tazim ilim talebesinin hocasına, çocuğun ebeveynine, eşin eşine[14] karşı duyduğu tazim sınıfına girer. 14- Tasavvuf karşıtı vehhabilerin en belirğin özellikleri nelerdir? Vehhabi mezhebinin en belirgin özeliklerinden biri kendi gibi düşünmeyen tüm Müslümanları hatta ihtilafa düştükleri bazı konularda kendi kendilerini bile tekfir etmeleri ve buna bağlı olarak can ve mallarını helal saymalarıdır[15]. Bu konuda Hanbeli Mekke Müftüsü Muhammed b. Abdullah en-Necdi, vehhabiliğin kurucusu İbni Abdulvehhab hakkında şunları ifade ediyor “İbni Abdulvehhab saldırı ve tecavüzleriyle etrafa korku salar, kendisine biri ters düşüp karşı çıktığında, onu açıktan ortadan kaldıramazsa, gönderdiği bir fedai ile yatağında veya geceleyin çarşıda suikastla ortadan kaldırırdı. Çünkü İbni Abdulvehhab kendisine karşı çıkanı tekfir edip kanını helal sayardı.”[16] Zehavi Rahimehullah şunu ifade ediyor “Biri çıkıp vehhabi mezhebinden ve gayesinden soracak olsa, her iki suale cevap olarak sadece tüm Müslümanları tekfir etmektir desek, bu tarif onlara kafi gelecektir.”[17] Keza “Faslü’l Hitab“ın müellifi Ahmet el- Kabbani Rahimehullah, vehhabiliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab’ın kendi düşüncesine muhalif ümmetin tümünü tekfir etmesini hicivli bir dille şöyle tenkit etmektedir “Mahşere nice Peygamberler, Resuller binlerce ümmetleriyle, şanlı Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem ise Uyeyne[18] ahalisinden azıcık bir gurupla gelecek. Geri kalanlar mı dedin? Sorma gitsin… İbadetleri fazla da olsa kâfirlerle birlikte temelli cehennem ateşini boylayacaklar.”[19] Not Bir çok konuda ibni Teymiyye’yi yegane merci kabul eden ibni Abdulvehhab tekfir konusunda ondan ayrılmıştır. Zira İmam Zehebi İmam Eşarinin hal tercemesinde, senediyle “ben ehli kıbleden kimseyi tekfir etmem” sözünü aktardıktan sonra, “Ben de aynı görüşü paylaşıyorum” keza, Şeyhimiz ibni Teymiyyenin son günlerinde “Ben ümmetten kimseyi tekfir etmiyorum”. Nitekim Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem “Abdest almaya, ancak Mümin devam eder” buyurdular, dediğini nakletmektedir.[20] Bir diğer özellikleri, açıkça söylemeseler de ibni Abdulvehhab’ın adeta masumiyet makamında olduğuna inanmalarıdır. Bizler ümmet olarak beşer olmaları cihetinden İmamı Azam’ın İmamı Şafii’nin ve benzer büyük müctehidlerin rahimehullah içtihadı hatalarını kabul ettiğimiz halde, onlar cahil ibni Abdulvehhab’ın hatasını kabule kesinlikle yanaşmazlar. Hatta rahatlıkla Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. İbni Mesud radıyallahu anhüm gibi sahabenin büyüklerini hataya nispet ederler ama katiyen ibni Abdulvehhab’ın hatasını kabul etmezler. Onlara göre sanki ibni Abdulvehhab önünden arkasından batılın yanaşmadığı masum bir Peygamber, ona karşı çıkanlar da kanının akıtılması mubah kafir gibidirler. Faaliyetlerini sözde ğuluvv/aşırılıktan sakındırma esası üzer kuran, lakin gırtlağa kadar bu bataklığa gömülen bu zihniyet mensuplarının, ğuluvv /aşırılıktan sakındırma iddiaları artık ne kadar insaf ve adaletle bağdaşabilir. Bir diğer özellikleri tevessülü şirk saymaları ve salih amel ile tevessülü caiz görmeleridir. Bu güruha karşı şöyle cevap vermek de mümkündür “Mümin biri, ey Allah’ım sana peygamberin Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem aracılığıyla yöneliyorum’ diyen kimse peygamberin sırf insan türünün ortak olduğunu, cesedine değil, nübüvvet ve Allah katındaki değerini kastederek tevessülde bulunmaktadır. Böylece zat ile yapılan tevessül, aslında ittifakla caiz olan amele dönük olmaktadır.” 15- “Onlara bizi sadece Allaha yaklaştırsın diye kulluk ediyoruz” Ayeti kerimesini tevessül, rabıta yapanlara uygulamak doğru mudur? Ayet-i kerimeki kulluğu ibadeti tevessül veya rabıtaya uygulamaya kalkışmak hem dil hem de kıyas bakımından batıldır. Dil bakımından batıldır; çünkü ibadetle tevessül arasında sözlük ve ıstılahi anlam bakımından ciddi fark vardır. Çünkü Tevessül sözlükte bir hedefe ulaşmada herhangi birini aracı yapmak anlamına gelir. Dini terim olarak duanın kabulünde her kişi veya nesneyi değil Allah katında kadri kıymeti olan bir zatı veya ameli aracı edinmektir. İbadet ise “ilah olduğuna inanarak boyun bükmenin, alçak gönüllüğünün, teslimiyetin vardığı en son nokta” şeklinde tarif edilmektedir. Bu iki kavram arasındaki fark oldukça barizdir. Yukarıda da değindiğimiz üzere terim olarak tevessül, Allah katında değeri olan nesne veya kişilerle yapılır. Putlarla tevessül gayrı meşrudur. Bir an için meşru olduğunu varsayalım, Allahın dışında putlara tapmak suretiyle oluşan şirk, inkar, bu vesileyi geçersiz kılar. Tıpkı inkarla birlikte ameli salihin bir yarar sağlamaması gibidir. Burada inkârcılar iddialarını ispatlamak için, müşriklerin sırf tevessülde bulunmalarından dolayı şirke saptıklarını gösteren bir delil göstermeleri gerekir. Fakat kesinlikle böyle bir delil gösteremezler. Varsa göstersinler biz de öğrenelim! Kıyas bakımından batıldır. Çünkü meselemizde ibadet asıl olup, tevessül veya istiğase fer kabul edilemez. Zira usulü fıkıh kitaplarında anlatıldığı üzere asıldaki illet, ferde tam anlamıyla bulunmadıkça kıyas batıl olur. Burada asıldaki illet, müşriklerin Allah’ın dışında, putların bizzat fayda ve zarar verdiğine inanmalarıdır. Halbuki bir peygambere veya bir veliye tevessülde bulunan kimse, Allah’tan başka kimsenin fayda ve zarar vereceğine inanmıyordur. Böylelikle asıldaki illet, ferde bulunmadığından bu kıyas batıldır; üstelik burası kıyas yeri değildir. Çünkü konu Şirk, tevhid, küfür ve iman meselesi olduğundan kıyasın burada hiçbir rolü yoktur. Hele insafla bir düşünelim. Hiç “Lailahe İllallah” demeyen, Ahiret gününe[21] dirilmeye, Cennet’e Cehennem’e inanmayan, Peygambere iman etmeyen[22] putlara tapan, haksızca öldüren, zulmeden, şarap içen, zina yapan türlü türlü haramı işleyen müşrikle, namazı kılan, orucunu tutan zekatını sadakasını veren, çirkin davranışlardan uzak duran, güzel ahlak sergileyen Mümin bir olur mu?! Kureyş kafirleri ise putları fayda ve zarar veren, rızık sağlamada muktedir[23] bütün bunlara bağlı olarak ibadeti hak eden ilah[24] zannediyorlardı. Onların inancına göre Allah celle celalühü yaratan varlık, hepsi o kadar. Hatta onlar bu konuda samimi de değiller, samimi olsalardı kelime-i şehadeti getirir ve onun gereğini yaparlardı. Bu yüzden Allah’u Teâlâ ayetin devamında “Şüphesiz Allah yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez”[25] buyurarak müşriklerin Allah’a iman ettikleri, putları aracı yaparak O’na yaklaşmak amaçladıkları iddialarını yalanlıyor. Hadi bir an için kıyasın sübutunu kabul edelim; pekiyi asıl ile feri birleştiren ortak illet hangisidir? Bidatçi Araya vasıta koymak. Sünni Deliliniz nedir? Bidatçi Selef-i salih’in bunu hiç yapmadı. Sünni Ama Hz. Ömer Radıyallahu anh Abbas b. Muttalib’le Radıyallahu anh tevessülde bulundu. Bidatçi Ömer Radıyallahu anh hayatta olanla tevessülde bulundu, ölü ile değil. Sünni Allah aşkına hayattakine ibadet etmek caiz mi ki? Bidatçi Hayır. Sünni O halde aradaki fark nedir? Bidatçi Sahabe onu yaptı fakat bunu yapmadı. Sünni Diyelim ki öyle; lakin onlar bazı şeyleri yapmıyorlar. Bununla birlikte küfür şöyle dursun haram bile sayılmıyor; kaldı ki ölen bir kişiyle tevessülün caiz olduğuna dair sayısızca delil var.[26] Bidatçi Şüphe ve ihtilaftan dolayı evla olan tevessülden uzak durmaktır. Sünni Asıl evla olan Müslümanları tekfir etmekten, Kureyş müşriklerini onlardan üstün tutmaktan uzak durmalıdır. والحمد لله رب العالمين MAKALE BURADA SON BULDU [1] haşir suresi 14. Ibni melek şerhi mesabihi sünne 4- 322 “medinede öyle kimseler vardırki sizler bir yere gitmez bir vadiyi aşmazsınızki onlar sizinle birlikte olmamış olsunlar” hadisinin şerh kısmında bunun kalb arzu dua birlikteliği olduğunu ifade eder ve ekler; bu zahiri uzaklıkta kalbi birlikteliğinin aynı işlevi gördüğünü göstermektedir önemli olan cesetlerin değil ruhların yakınlığıdır. [2] Ayrıntılı bilgi için Abdu’l Fettah Ebu Guddenin Risalet’u-l Musterşidinin sayfa 102-107 arasındaki tahkikine önemle bakınız. [3] Sahih-i Müslim Kitab’u-l İman hadis no 269 [4] Sahihi Buhari kitab’u-l Enbiya hadis no 3214 [5] Cem’u-l vesail 1- 50 [6] Taberani evsat 6-250 bakınız Ruhul Furkan 2- 74 [7] El- Külliyyat ebu’l – beka 491 [8] Et-Tekarrub İllellah 16. Müellif Abdullah Siraceddin [9] Araf süresi 206 [10] Hicr süresi 29 [11] Et-Tekarrub İllellah 16 [12] El- Külliyyat ebu’l – beka 491, tahkik Adnan derviş [13] El-edeb el- müfred no 964 bu rivayet ile ilgili Mecdi maruf kaleme aldığı Kavlu’l – faslu’l – müsedded oldukça önemlidir [14] Kabe-i şerifi öpen arif zatlardan birine; densiz vehhabinin biri, şirk şirk!! diye tepki gösterince, o zat senin hanımın var mı? Diye sorar, vehhabi var der . Onu öpüyor musun diye ikinci bir sual sorar, evet deyince arif zat taşı gediğine koyar, onu öptüğünden dolayı sana göre senin müşrik olman lazım. [15] Örneğin ;Allahın indirdikleriyle hükmetmeyen vehhabi Suudi hakimlerini bazı vehhabilerin tekfir etmesi gibi, bu hakimleri müdafaa amacıyla vehhabi Albani fitnet’tü-tekfir eserini kaleme almış, ibni Useymin, Abdulaziz bin baz’ında bu eserde takriz yazarak Albani’yi desteklemişlerdir [16] es-suhübül el-vabile ala –al daraih el-hanabile sayfa 276. mektebe al-imam Ahmet [17] Daiyetün Veleyse Nebiyyen 135; Vehhabi ibni Ğannam tarihi ’Necd’’ adlı paçavrasının üçüncü kısmında Müslümanlar kafirlerle savaştı, ganimet aldı vs ifadelerle 300 den fazla savaştan bahsetmektedir. [18] Bidatçi Abdul Vehhabın doğduğu yer [19] Faslu’l -hitab fir- reddi dalalatı ibni abdülvehhab varak 36. İbni Abdülvehhab’ın bizzat kendi kitabından naklen sayısızca tekfiri için bak. Daiyetün ve Leyse nebiyyen 81-107. [20] Siyer-i alam-ı Nübela tahkik Şuayb Arnavut 15- 88 [21] Örneğin “kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve şu çürümüş kemikleri kim diriltecek diyor” Yasin süresi 78 [22] Örneğin” Müşrikler Hz İsa’yı Aleyhisselam kastederekBizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa O mu dediler ” Zuhruf süresi 58 [23] Müşrikler rızkı putların yanında aradıkları için Mevla onlar hakkında şöyle buyurdu “Bilmelisiniz ki Allah’ı bırakıp da taptıklarınız size rızık veremezler. O halde rızkı Allah’ın katında arayın” Ankebut süresi 17 [24] Bu yüzden Hz Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz müşriklere kelime-i tevhidi tavsiye ettiğinde buna şiddetle karşı çıkıp “ilahları tek ilah mı yaptı doğrusu bu tuhaf bir şeydir dediler” Sad süresi 5 şeklinde tepki gösterdiler [25] Zümer süresi 3 [26] Bu konuda geniş bilgi için Allame Zahid el- Kevserinin mahku’t –Takavvul makalesine önemle bakınız
hatasını kabul etmeyen insana ne denir