🎰 Hud Suresinin 75 Ayeti Fazileti
FetihSuresi'nin bu son ayeti, Rasulullah'dan sonra halifeliğe geçecek Hulefa-i Raşidine işaret ettiği gibi, "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın nimetlendirdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar." (Nisa, 4/69) ayeti de aynı hakikate işaret
Zararverici heyvanların bulunduğu bir yerde istirahat etmek isteyen bir kişi Saffat suresinin 79. ayetini okuyup da uyursa, oradan kalkıncaya kadar hiç bir şey ona zarar vermez. Bir başka rivayette ise şöyledir: Akşemleyin bu ayeti okuyan kimseyi o gece akrep sokmaz. Yılan ve akrep gibi zararlı haşerelerden korunmak için, Saffat
Bakara Suresi'nin fazileti. Bakara Sures'inin değerini ve özelliklerini anlatan sahih hadisler vardır: "Evlerinizi (içinde Kur’an okumayarak) kabirlere çevirmeyiniz. Şeytan, içinde Bakara
İslâmtarihçilerinin "Hüzün yılı" ve "Fetret dönemi" dedikleri bu dönemde inen Hûd sûresi hakkında Rasûlullah: "Beni Hûd, Vâkıâ, Mürselât, Nebe, Tekvîr sûreleri kocalttı" buyurmuştur (Tirmizî, Tefsîr, 57). Hûd suresinin ilk bölümü Kur'ân-ı Kerîm'den bahsetmekte, sonra geçmiş peygamberlerin gayb haberleri
HûdSuresi 90. Ayet Meali, Hûd 90, 11:90. Hûd Suresi 90. Ayet Meali. Hûd Suresi'nin tamamını dinle! وَٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ ۚ إِنَّ رَبِّى رَحِيمٌ وَدُودٌ. Vestagfirû rabbekum summe tûbû ileyh (ileyhi), inne rabbî rahîmun vedûd
Cevap: Hud süresinin fazileti. İZGEN. hud suresini okuyan kişinin Allah her türlü hayırlı dileklerini kabul eder ayrıca suda denizde boğulmaktan Allahın izniyle kurtulur sureyi devam eden muradına ulaşır. Okudunuz mu? Günaydın ve selamun aleykum arasındaki fark Resimli hud suresi, hud suresinin fazileti. Bu kategoride yer
Hafız İbni Kesir’e göre hadisi şerifte faziletinden bahsedilen ayeti kerimeden maksat Hadis Suresinin 3. ayeti kerimesidir.(5) Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kendinde şüphe ve vesveseden bir şey hissedersen, (besmele ile beraber Hadid suresinin 3. ayeti olan) ayetini oku.” Rivayet Edildi ki:
sqyC7.
❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّٰهٌ مُّنِيبٌ İnne ibrâhîme le halîmun evvâhun munîbmunîbun. Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi. Türkçesi Kökü Arapçası doğrusu إِنَّ İbrahim إِبْرَاهِيمَ çok yumuşak huylu idi ح ل م لَحَلِيمٌ çok içli idi ا و ه أَوَّاهٌ gönülden Allaha yönelen biriydi ن و ب مُنِيبٌ Diyanet İşleri Başkanlığı Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi. Diyanet Vakfı İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah´a vermiş biri idi. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Çünkü İbrahim, gerçekten çok yumuşak huylu, yanık kalpli ve sığınandı. Elmalılı Hamdi Yazır Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli yanık kalbli idi. Ali Fikri Yavuz Çünkü İbrahîm, hakikaten yumuşak huylu, bağrı yanık ve kendisini tamamen Allah’a teslim etmiş bir kimse idi. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal çünkü İbrahim, çok halîmdir, yanıktır, ilticakârdır Fizilal-il Kuran İbrahim, gerçekten hoşgörülü, yumuşak kalpli ve kendini Allah´a adamış bir kimse idi. Hasan Basri Çantay Çünkü İbrâhîm cidden yumuşak huylu, yüreği yanık, kendisini tamamen Allaha vermiş biri idi. İbni Kesir Doğrusu İbrahim; yumuşak huylu, çok içli ve kendisini Allah´a vermiş bir kimseydi. Ömer Nasuhi Bilmen Şüphe yok ki, İbrahim elbette pek hilm sahibidir, çok âh ü enîn edicidir, ve Hakk´a rücû edicidir. Tefhim-ul Kuran Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Allah´a yönelen biriydi.
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّاهٌ مُنِيبٌ İnne ibrahıme le halımün evvahüm münıb Kelime Okunuşu Anlamı Kökü إِبْرَاهِيمَ ibrāhīme İbrahim لَحَلِيمٌ leHalīmun çok yumuşak huylu idi أَوَّاهٌ evvāhun çok içli idi مُنِيبٌ munībun gönülden Allaha yönelen biriydi Abdulbaki Gölpınarlı Abdulbaki Gölpınarlı Çünkü İbrâhim, gerçekten de pek halîmdi, fazla duâ edip ağlardı, kendisini tamamıyla Tanrıya vermişti. Abdullah Parlıyan Abdullah Parlıyan Çünkü İbrahim çok yumuşak huylu, yufka, yanık yürekli ve kendini bütünüyle Rabbine yönelterek ona yakın olmak isteyen biriydi. Adem Uğur Adem Uğur İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biri idi. Ahmed Hulusi Ahmed Hulusi Muhakkak ki İbrahim, yumuşak ve hassas kalpli, Rabbine dönük olan biriydi. Ahmet Varol Ahmet Varol Doğrusu İbrahim çok yumuşak huylu, çok içli ve kendini Allah’a vermiş biriydi. Ali Bulaç Ali Bulaç Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Allah’a yönelen biriydi. Ali Fikri Yavuz Ali Fikri Yavuz Çünkü İbrahîm, hakikaten yumuşak huylu, bağrı yanık ve kendisini tamamen Allah’a teslim etmiş bir kimse idi. Bayraktar Bayraklı Bayraktar Bayraklı İbrâhim cidden yumuşak huylu, duygusal, kendini Allah`a vermiş biri idi. Bekir Sadak Bekir Sadak Dogrusu Ibrahim cok icli, yumusak huylu ve kendini Allah’a vermis bir kimse idi. Celal Yıldırım Celal Yıldırım Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve kendini bütünüyle Allah’a veren bir kimse idi. Cemal Külünkoğlu Cemal Külünkoğlu Çünkü İbrahim, hakikaten çok yumuşak huylu, çok bağrı yanık ve kendisini tamamen Allah`a teslim etmiş bir kimse idi. Diyanet İşleri Diyanet İşleri Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi. Diyanet Vakfı Diyanet Vakfı İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biri idi. Edip Yüksel Edip Yüksel Doğrusu, İbrahim çok yumuşak, çok duygulu ve sürekli yönelen biriydi. Elmalılı Hamdi Yazır Elmalılı Hamdi Yazır Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli yanık kalbli idi. Fizil-al il Kuran Fizil-al il Kuran İbrahim, gerçekten hoşgörülü, yumuşak kalpli ve kendini Allah’a adamış bir kimse idi. Gültekin Onan Gültekin Onan Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Tanrı’ya yönelen biriydi. Harun Yıldırım Harun Yıldırım Çünkü İbrahim gerçekten yumuşak huylu, duygulu ve gönülden yönelen biriydi. Hasan Basri Çantay Hasan Basri Çantay Çünkü İbrâhîm cidden yumuşak huylu, yüreği yanık, kendisini tamamen Allaha vermiş biri idi. Hayrat Neşriyat Hayrat Neşriyat Çünki İbrâhîm gerçekten yumuşak huylu, çok içli çok âh eden, inleyen, kendisini tamâmen Allah`a vermiş bir kimse idi. İbn-i Kesir İbn-i Kesir Doğrusu İbrahim; yumuşak huylu, çok içli ve kendisini Allah’a vermiş bir kimseydi. İlyas Yorulmaz İlyas Yorulmaz İbrahim gerçekten çok halim insanlara karşı yumuşak huylu insanları düşünen acıyan ve Rabbine samimi bir şekilde yönelen birisiydi. İskender Ali Mihr İskender Ali Mihr Muhakkak ki İbrâhîm cidden çok halim yumuşak huylu, çok acıyan yalvarandır, Allah’a yönelmiş bir kimsedir. Kadri Çelik Kadri Çelik Doğrusu İbrahim uysal, yumuşak kalpli ve gönülden Allah’a yönelen biriydi. Muhammed Esed Muhammed Esed çünkü, İbrahim ince ruhlu, yumuşak başlı, çok içli, merhametli ve dönüp dönüp Rabbine yönelmek, O’na yakın olmak isteyen biriydi. Mustafa İslamoğlu Mustafa İslamoğlu çünkü İbrahim, hep yanık bir yürekle ah edip Allah`a iltica eden biriydi. Ömer Nasuhi Bilmen Ömer Nasuhi Bilmen Şüphe yok ki, İbrahim elbette pek hilm sahibidir, çok âh ü enîn edicidir, ve Hakk’a rücû edicidir. Ömer Öngüt Ömer Öngüt Çünkü İbrahim cidden yumuşak huylu, içli ve kendisini Allah’a vermiş bir kimse idi. Sadık Türkmen Sadık Türkmen Doğrusu ibrahim; yumuşak huylu, içli, gönülden yönelen biriydi. Seyyid Kutub Seyyid Kutub İbrahim, gerçekten hoşgörülü, yumuşak kalpli ve kendini Allah’a adamış bir kimse idi. Suat Yıldırım Suat Yıldırım 74-75 Vaktaki İbrâhim’in kalbinden korku geçip gitti ve ona müjde geldi, hemen tuttu Lût’un halkı hakkında bizimle mücadeleye başladı. Çünkü İbrâhim çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve kendisini Allah’a teslim eden bir kuldu. Süleyman Ateş Süleyman Ateş Çünkü İbrâhim, gerçekten halimdir, içlidir, Allah’a yüz tutup yalvarandır. Şaban Piriş Şaban Piriş Çünkü İbrahim, çok yumuşak ve yufka yürekliydi, kendisini Allah’a vermişti. Tefhim-ul Kur'an Tefhim-ul Kur'an Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Allah’a yönelen biriydi. Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk İbrahim, gerçekten yufka yürekli bir insandı; herkes için ah eder, içini çekerdi, yalvarıp yakarırdı. Yusuf Ali İngilizce Yusuf Ali İngilizce For Abraham was, without doubt, forbearing of faults, compassionate, and given to look to Allah.
Hud Suresini okuyabilir ve faziletlerine nail olabilirsiniz. Hud suresinin Tefsirine, Mealine, Arapça ve Türkçe okunuşuna, Türkçe anlamına yazımızdan bakabilirsiniz. Hud Suresini haberimizden Arapça olarak okuyabilir ve SURESİ HAKKINDA BİLGİLERMekke döneminde inmiştir. 123 âyettir. Sûre, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden almıştır. Sûre de başlıca tevhit, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve ceza konuları ele alınmakta ve bunlar bazı peygamberlerin kıssalarıyla SURESİ NUZÜLMushaftaki sıralamada 11., iniş sırasına göre 52. sûredir. Yûnus sûresinden sonra, Yûsuf sûresinden önce Mekke döneminin son bir yılı içinde nâzil olmuştur. 12, 17 ve 114. âyetlerinin Medine'de indiği yolundaki görüş müfessirlerin çoğunluğunca kabul edilmemiştir İbn Âşûr, XI, 311; Reşîd Rızâ, XII, 2; Ateş, IV, 291.HUD SURESİ KONUSUHûd sûresi hem üslûp hem de içerik bakımından bir önceki Yûnus sûresiyle büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu sûrede de ağırlıklı olarak Allah'ın varlığı, birliği, O'nun iradesinin peygamberleri aracılığıyla vahyedildiği gerçeği ve peygamberlik olgusunun gelmiş geçmiş toplumlardaki görünümü ele alınmakta, bazı peygamberlerin kıssalarına Yûnus sûresinde özet olarak, burada ise daha geniş bir şekilde yer verilmektedir. Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhim, Lût, Şuayb ve Mûsâ peygamberlerin kıssaları anlatılmakta; Kur'an'ın mûcize oluşu, öldükten sonra dirilme, hesap ve âhiret hayatıyla ilgili konulara yer SURESİ FAZİLETİHz. Peygamber, "Cuma günü Hûd sûresini okuyunuz" Dârimî, "Fezâilü'l-Kur'ân", 17 buyurarak sûrenin faziletine, "Hûd sûresi ve kardeşleri beni ihtiyarlattı" meâlindeki hadisiyle de ağır sorumlulukları hatırlatan bir içeriğe işaret etmektedir. Hûd sûresinin kardeşleri aynı hadisin devamında "Vâkıa, Hâkka, Mürselât, Nebe' ve Tekvîr" sûreleri olarak belirtilmiştir Tirmizî, "Tefsîr", 57/3297; ayrıca bk. Şevkânî, II, 544; Kurtubî, XI, 1. Bu sûrelerde çok etkileyici bir üslûpla daha önceki peygamberlerin tevhid mücadelesinden kesitler verilmiş ve kıyamet sahnelerinin tasvir edilmiş olmasının Resûlullah'ı kendi sorumluluğu ve özellikle ümmetinin geleceği açısından derinden düşündürmüş olduğu SURESİ ARAPÇASIHUD SURESİ OKUNUŞUBismillahirrahmanirrahim1 - Elif lam ra kitabün uhkimet ayatühu sümme füssılet mil ledün hakımin habır2 - Ella ta'büdu illellah innenı leküm minhü nezıruv ve beşır3 - Ve enistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yümettı'küm metaan hasenen ila ecelim müsemmev ve yü'ti külle zı fadlin fadleh ve in tevellev fe innı ehafü aleyküm azabe yevmin kebır4 - İlellahi merciuküm ve hüve ala külli şey'in kadır5 - E la ninehüm yesunu sudurahüm li yestahfu minh e la hıyne yestağşune siyabehüm ya'lemü ma yüsirrune ve ma yu'linun innehu alımüm bi zatis sudur6 - Ve ma min dabbetin fil erdı illa alellahi rizkuha ve ya'lemü müstekarraha ve müstevdeaha küllün fı kitabim mübın7 - Ve hüvellezı halekas semavati vel erda fı sitteti eyyamiv ve kane arşühu alel mai li yeblüveküm eyyüküm ahsenü amela ve le in kulte inneküm meb'usune mim ba'dil mevti le yekulennellezıne keferu in haza illa sıhrum mübın8 - Ve le in ehharna anhümül azabe ila ümmetim ma'dudetil le yekulünne ma yahbisüh e la yevme ye'tıhim leyse masrufen anhüm ve haka bihim ma kanu bihı yestehziun9 - Ve lein ezaknel insane minna rahmeten sümme neza'naha minh innehu leyeusün kefur10 - Ve lein ezaknahü na'mae ba'de darrae messethü le yekulenne zehebes seyyiatü annı innehu le ferihun fe hur11 - İllellezıne saberu ve amilus salihat ülaike lehüm mağfiratüv ve ecrun kebır12 - Fe lealleke tarikum ba'da ma yuha ileyke ve daikum bihı sadruke ey yekulu lev la ünzile aleyhi kenzün ev cae meahu melek innema ente nezır vallahü ala külli şey'iv vekıl13 - Em yekulunefterah kul fe'tu bi aşri süverim mislihı müfterayativ ved'u menisteta'tüm min dunillahi in küntüm sadikıyn14 - Fe illem yestecıbu leküm fa'lemu ennema ünzile bi ılmillahi ve el la ilahe illa hu fe hel entüm müslimun15 - Men kane yürıdül hayated dünya ve zıneteha nüveffi ileyhim a'malehüm fıha ve hüm fıha la yübhasun16 - Ülaikellezıne leyse lehüm fil ahırati illen nar ve habita ma saneu fıha ve batılüm ma kanu ya'm'lun17 - E fe men kane ala beyyinetim mir rabbihı ve yetluhü şahidüm minhü ve min kablihı kitabü musa imamev ve rahmeh ülaike yü'minune bih ve mey yekfür bihı minel ahzabi fen naru mev'ıdüh fe la tekü fı miryetim minhü innehül hakku mir rabbike ve lakinne ekseran nasi la yü'minun18 - Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziba ülaike yu'radune ala rabbihim ve yekulül eşhadü haülaillezıne kezebu ala rabbihim e la la'netüllahi alez zalimın19 - Ellezıne yesuddune an sebılillahi ve yebğuneha ıveca ve hüm bil ahırati hüm kafirun20 - Ülaike lem yekunu mu'cizıne fil erdı ve ma kane lehüm min dunillahi min evliya' yüdaafü lehümül azabv ma kanu yestetıy'unes sem'a ve ma kanu yübsırun21 - Ülaikellezıne hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kanu yefterun22 - La cerame ennehüm fil ahırati hümül ahserun23 - İnnellezıne amenu ve amilus salihati ve ahbetu ila rabbihim ülaike ashabül cenneh hüm fıha halidun24 - Meselül ferıkayni kel a'ma vel esammi vel baıyri ves semiy' hel yesteviyani mesela e fe la tezekkerun25 - Ve le kad erselna nuhan ila kamihı innı leküm nezırum mübın26 - El la ta'büdu illellah innı ehafü aleyküm azabe yevmin elım27 - Fe kalel meleüllezıne keferu min kavmihı ma nerake illa beşeram mislena ve ma neraket tebeake ilellezıne hüm erazilüna bediyer ra'y ve ma nera leküm aleyna min fadlim bel nezunüküm kazibın28 - Kale ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve atanı rahmetem min ındihı fe ummiyet aleyküm e nülzimükümuha ve entüm leha karihun29 - Ve ya kavmi la es'elüküm aleyhi mala in ecriye illa alellahi ve ma ene bi taridillezıne amenu innehüm mülaku rabbihim ve laninnı eraküm kavmen techelun30 - Ve ya kavmi mey yensurunı minellahi in taredtühüm e fela tezekkerun31 - Ve la ekulü leküm ındı hazinüllahi ve la a'lemül ğaybe ve la ekulü innı meleküv ve la ekulü lillezıne tezderı a'yünüküm ley yü'tiyehümüllahü hayra allahü a'lemü bima fı enfüsihim innı izel le minez zalimın32 - Kalu ya nuhu kad cadeltena fe ekserte cidalena fe'tina bima teıdüna in künte mines sadikıyn33 - Kale innema ye'tıküm bihillahü in şae ve ma entüm bi mu'cizın34 - Ve la yenfeuküm nushıy in eradtü en ensaha leküm in kanellahü yürıdü ey yuğviyeküm hüve rabbüküm ve ileyhi türceun35 - Em yekulunefterah kul inifteraytühu fe aleyye icramı ve ene birıüm mimma tücrimun36 - Ve uhıye ila nuhın ennehu ley yü'mine min kavmike illa men kad amene fe la tebteis bima kanu yef'alun37 - Vasneıl fülke bi a'yünina ve vahyina ve la tühatıbnı fillezıne zalemu innehüm muğrakun38 - Ve yasneul fülke ve küllema merra aleyhi meleüm min kavmihı sehıru minh kale in tesharu minna fe inna nesharu minküm kema tesharun39 - Fe sevfe ta'lemune mey ye'tıhi azabüy yuhzıhi ve yehıllü aleyhi azabüm mükıym40 - Hatta iza cae emruna ve farat tennuru kulnahmil fıha min küllin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü ve men amen ve ma amene meahu illa kalıl41 - Ve kalerkebu fıha bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbı le ğafurur rahıym42 - Ve hiye tecrı bihim fı mevcin kel cibali ve nada nuhunibnehu ve kane fı ma'ziliy ya büneyyerkem meana ve la teküm meal kafirın43 - Kale seavı ila cebeliy ya'sımünı minel ma' kale la asımel yevme min emrillahi illa mer rahım ve hale beynehümel mevcü fe kane minel muğrakıyn44 - Ve kıyle ya erdubleıy maeki ve ya semaü akliıy ve ğıdal maü ve kudıyel emru vestevet alel cudiyyi ve kıyle bu'del lil kavmiz zalimın45 - Ve nada nuhur rabbehu fe kale rabbi innebnı min ehlı ve inne va'dekel hakku ve ente ahkemül hakimın46 - Kale ya nuhu innehu leyse min ehlik innehu amelün ğayru salihın fe la tes'elni ma leyse leke bihı ılm innı eızuke en ketune minel cahilın47 - Kale rabbi innı euzü bike en es'eleke ma leyse lı bihı ılm ve illa tağfirlı ve terhamnı eküm minel hasirın48 - Kıyle ya nuhuhbıt bi selamim minna ve berakatin aleyke ve ala ümemim mimmem meak ve ümemün senümettiuhüm sümme yemessühüm minna azabün elım49 - Tilke min embail ğaybi nuhıyha ileyk ma künte ta'lemühü ente ve la kavmüke min kabli haza fasbirv innel akıbete lil müttekıyn50 - Ve ila adin ehahüm huda kale ya kavmı'büdüllahe ma leküm min ilahin ğayruh in entüm illa müfterun51 - Ya kavmi la es'elüküm aleyhi ecra in ecriye illa alellezı fetaranı e fe la ta'kılun52 - Ve ya kavmistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yürsilis semae aleyküm midrarav ve yezidküm kuvveten ila kuvvetiküm ve la tetevellev mücrimın53 - Kalu ya hudü ma ci'tena bi beyyinetiv ve ma nahnü bi tarikı alihetina an kavlike ve ma nahnü leke bi mü'minın54 - İn nekulü illa'terake ba'du alilhetina bi su' kale innı üşhidüllahe veşhedu ennı berıüm mimma tüşrikun55 - Min dunihı fekıdunı cemıan sümme la tünzırun56 - İnnı tevekkeltü alellahi rabbı ve rabbiküm ma min dabbetin illa hüve ahızüm binasıyetiha inne rabbı ala sıratım müstekıym57 - Fe in tevellev fe kad eblağtüküm ma ürsiltü bihı ileyküm ve yestahlifü rabbı kavmen ğayraküm ve la tedurrunehu şey'a inne rabbı ala külli şey'in hafıyz58 - Ve lemma cae emruna necceyna hudev vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve ncceynahüm min azabin ğalıyz59 - Ve tilke adün cehadu bi ayati rabbihim ve asav rusülehu vettebeu emra külli cebbarin anıd60 - Ve ütbiu fı hazihid dünya la'netev ve yevmel kıyameh e la inne aden keferu rabbehüm e la bu'del li adin kavmi hud61 - Ve ila semude ehahüm saliha kale ya kavmı'büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh hüve enşeeküm minel erdı vesta'meraküm fıha festağfiruhü sümme tubu ileyh inne rabbı karıbüm mücıb62 - Kalu ya salihu kad künte fına mercüvven kable haza etenhana en na'büde ma ya'büdü abaüna ve innena le fı şekkim mimma ted'una ileyhi mürıb63 - Kale ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve atanı minhü rahmetem fe mey yensurunı minellahi in asaytühu fe ma tesıdunenı ğayra tahsır64 - Ve ya kavmi hazihı nakatüllahi leküm ayeten fezeruha te'kül fı erdıllahi ve la temessuha bi suin fe ye'huzeküm azabün karıb65 - Fe akaruha fe kale metetteu fı dariküm selasete eyyam zalike va'dün ğayru mekzub66 - Felemma cae emruna necceyna salihav vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve min hızyi yevmiiz inne rabbeke hüvel kaviyyül azız67 - Ve ehazellezıne zalemüs sayhatü fe asbehu fı diyarihim casimın68 - Kel el lem yağnev fıha e la inne semude keferu rabbehüm e la bu'del li semud69 - Ve le kad cet rusülüna ibrahıme bil büşra kalu selama kale selamün fe ma lebise en cae bi ıclin hanız70 - Felemma raa eydiyehüm la tesılu ileyhi nekirahüm ve evcese minhüm hıyfeh kalu la tehaf inna ürsilna ila kavmi lut71 - Vemraetühu kaimetün fe dahıket fe beşşernaha bi ishaka ve miv verai ishaka ya'kub72 - Kalet ya veyleta e elidü ve ene acuzüv ve haza ba'li şeyha inne haza le şey'ün acıb73 - Kalu e ta'cebıne min emrillahi rahmetüllahi ve berakatühu aleykum ehlel beyv innehu hamıdüm mecıd74 - Femma zehebe an ibrahımer rav'u ve caethül büşra yücadilüna fı kavmi lut75 - İnne ibrahıme le halımün evvahüm münıb76 - Ya ibrahımü a'rıd an haza innehu kad cae emru rabbik ve innehüm atıhüm azabün ğayru merdud77 - Ve lemma caet rusülüna lutan sıe bihim ve daka bihim zer'av ve kale haza yevmün asıyb78 - Ve caehu kavmühu yühraune ileyhi ve min kablü kanu ya'melunes seyyiat kale ya kavmi haülai benatı hünne atheru leküm fettekullahe ve la tuhzuni fı dayfı e leyse minküm racülür raşıd79 - Kalu le kad alimte ma lena fı benatike min hakk ve inneke le ta'lemü ma nurıd80 - Kale lev enne lı biküm kuvveten ev avı ila ruknin şedıd81 - Kalu ya lutu inna rusülü rabbike ley yesılu ileyke fe esri bi ehlike bi kıd'ım minel leyli ve la yeltefit minküm ehadün illemraetek innehu müsıybüha ma esabehüm inne mev'ıdehümüs subh e leyses bi karıb82 - Felemma cae emruna cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyha hıcaratem min siccılim mendud83 - Müsevvemeten ınde rabbik ve ma hiye minez zalimıne bi beıyd84 - Ve ila medyene ehahüm şüayba kale ya kavmı'büdüllahe maleküm min ilahin ğayruhv ve la tenkusul mikyale vel mızane innı eraküm bi hayriv ve innı ehafü aleyküm azabe yevmim mühıyt85 - Ve ya kavmi evfül mikyale vel mızane bil kıstı ve la tebhasün nase eşyaehüm ve la ta'sev fil erdı müfsidın86 - Bekıyyetüllahi hayrul leküm in küntüm mü'minın ve ma ene aleyküm bi hafıyz87 - Kalu ya şüaybü e salatüke te'müruke en netruke ma ya'büdü abaüna ev en nef'ale fı emvalina ma neşa' inneke le entel halımür raşıd88 - Kale ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve razekanı minhü rizkan hasena ve ma ürıdü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh in ürıdü illel ıslaha mesteta't ve ma tevfıkıy illa billah aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünıb89 - Ve ya kavmi la yecrimenneküm şikakıy ey yüsıybeküm mislü ma esabe kavme nuhın ev kavme hudin ev kavme salıh ve ma kavmü lutım minküm bi beıyd90 - Vestağfiru rabbeküm sümme tubu ileyh inne rabbı rahıymüv vedud91 - Kalu ya şüaybü ma nefkahü kesıram mimma tekulü ve inna le nerake fına daıyfa ve lev la rahtuke le racemnake ve ma ente aleyna bi aziz92 - Kale ya kami erahtıy eazzü aleyküm minellha vettehaztümuhü veaeküm zıhriyya inne rabbı bi ma ta'melune mühıyt93 - Ve ya kavmı'melu ala mekanetiküm innı amil sevfe ta'lemune mey ye'tıhi azabüy yuhzıhi ve men hüve kazib vertekıbu innı meaküm rakıyb94 - Ve lemma cae emruna necceyna şüaybev vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve ehazetillezıne zalemus sayhatü fe asbehu fı diyarihim casimın95 - Keel lem yağnev fıha ela bu'del li medyene kema beıdet semud96 - Ve le kad erselna musa bi ayatina ve sültanim mübın97 - İla fir'avne ve meleihı fettebeu emra fir'avn ve ma emru fir'avne bi raşıd98 - Yakdümü kavmehu yevmel kıyameti fe evradehümün nar ve bi'sel virdül mevrud99 - Ve ütbiu fı hazihı la'netev ve yevmel kıyameh bi'ser rifdül merfud100 - Zalike min embail kur nekussuhu aleyke minha kaimüv ve hasıyd101 - Ve ma zalemnahüm ve lakin zalemu enfüsehüm fe ma ağnet anhüm alihetühümülteı yed'une min dunillahi min şey'il lemma cae meru rabbik ve ma zaduhüm ğayra tetbıb102 - Ve kezalike ahzü rabbike iza ehazel kura ve hiye zalimeh inne ahzehu elimün şedıd103 - İnne fı zalike le ayetel li men hafe azabel ahırah zalike yevmim meşhud104 - Ve ma nüehhıruhu illa li ecelim ma'dud105 - Yevme ye'ti la tekellemü nefsün illa bi iznih fe minhüm şekıyyüv ve seıyd106 - Fe emmellezıne şeku fe fin nari lehüm fıha zefıruv ve şehiyk107 - Halidıne fıha madametis semavatü vel erdu illa ma şae rabbük inne rabbeke fe'alül lima yürıd108 - Ve emmellezıne süıdu fe fil cenneti halidıne fıha madametis semavatü vel erdu illa ma şae rabbük ataen ğayra meczuz109 - Fe la tekü fı miryetim mimma ya'büdü haüla' ma ya'büdune illa kema ya'büdü abaühüm min kabl ve inna le müveffuhüm nesıybehüm ğayra menkus110 - Ve le kad ateyna musel kitabe fahtülife fıh ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike le kudiye beynehüm ve innehüm le fı şekkim minhü mürıb111 - Ve inne külül lemma leyüveffiyennehüm rabbüke a'malehüm innehu bima ya'melune habır112 - Festekım kema ümirte ve men tabe meake ve la tatğav innehu bi ma ta'melune besıyr113 - Ve la terkenu ilellezıne zalemu fe temessekümün naru ve maleküm min dunillahi min evliyae sümme la tünsarun114 - Ve ekımıs salate tarafeyin nehari ve zülefem minel leylv innel hasenati yüzhibnes seyyiat zalike zikra liz zakirın115 - Vasbir fe innellahe la yüdıy'u ecral muhsinın116 - Fe lev la kane minel kuruni min kabliküm ülu bekıyyetiy yenhevne anil fesadi fil erdı illa kalılem mimmen enceyna minhüm vettebeallezıne zalemu ma ütrifu fıhi ve kanu mücrimın117 - Ve ma kane rubbüke li yühlikel kura bi zulmiv ve ehlüha muslihun118 - Ve lev şae rabbüke le cealen nase ümmetev vahıdetev ve la yezalune muhtelifın119 - İlla mer rahıme rabbük ve li zalike halekahüm ve temmet kelimetü rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ve nasi ecmeıyn120 - Ve küllen nekussu aleyke mir embair rusüli ma nüsebbitü bihı füadek e caeke fı hazihil hakku ve emv'ızatü ve zikra lil mü'minın121 - Ve kul lillezıne la yü'minuna'melu ala mekanetiküm inna amilun122 - Ventezıru inna müntezırun123 - Ve lillahi ğaybüs semavati vel erdı ve ileyhi yürceul emru küllühu fa'büdhü ve tevekkel aleyh ve ma rabbüke bi ğafilin amma ta'melunHUD SURESİ TÜRKÇE MEALİRahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıylaElif Lâm Râ. Bu Kur'an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi bulunan ve her şeyden hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem eksiksiz, sağlam ve açık kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. De ki "Şüphesiz ben size O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." 1-2 Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye ömrünüzün sonuna kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum. 3 Dönüşünüz ancak Allah'adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. 4 İyi bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için, kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü kalplerde olanı hakkıyla bilendir. 5Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a âit olmasın. Her birinin dünyada duracakları yeri de, öldükten sonra emaneten konulacakları yeri de o bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta Levh-i Mahfuz'da yazılı dır. 6 O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde altı evrede yaratandır. Böyle iken "Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz" desen, inkarcılar "Mutlaka bu apaçık bir büyüdür" derler. 7 Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka "Onu ne alıkoyuyor?" derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. 8 Eğer insana tarafımızdan bir rahmet nimet tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir. 9 Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, "Kötülükler benden gitti" diyecektir. Çünkü o şımarık ve böbürlenen biridir. 10 Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. 11 Ey Muhammed! Belki de sen, müşriklerin "Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!" demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını gözardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. 12Yoksa "onu Kur'an'ı uydurdu" mu diyorlar? De ki "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah'tan başka gücünüzün yettiklerini de yardıma çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin." 13 Eğer size bu konuda cevap veremedilerse, bilin ki o Kur'an ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz? 14 Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar. 15 İşte onlar, kendileri için âhirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. Dünyada yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir. 16 Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit Kur'an ve bir de ondan Kur'an'dan önce bir önder ve bir rahmet olarak indirilmiş olan Mûsâ'nın kitabı Tevrat desteklemektedir. İşte bunlar ona Kur'an'a inanırlar. Gruplardan her kim onu inkar ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar. 17 Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, "Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır" diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah'ın lâneti zalimler üzerinedir. 18 Onlar halkı Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri ve çelişkili göstermek isteyen kimselerdir. Hem de onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir. 19Onlar yeryüzünde Allah'ı âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah'tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar gerçekleri işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı. 20 İşte bunlar, kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerini yüz üstü bırakıp kaybolup gitmiştir. 21 Şüphesiz bunlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. 22 İman edip, salih ameller işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır. 23 Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz? 24 Andolsun, biz Nûh'u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım." 25 "Allah'tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum." 26 Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, "Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz" dediler. 27 Nûh dedi ki "Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O kendi katından bana bir rahmet vermiş de, siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz halde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?" 28"Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a âittir. Ben o iman edenleri teklifinize uyarak kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum." 29 "Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?" 30 Size ben, "Allah'ın hazineleri yanımdadır", demiyorum; gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, "Allah onlara asla hiçbir hayır vermez" de diyemem. Allah onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. 31 Dediler ki "Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir." 32 Nûh dedi ki "Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz Allah'ı âciz bırakamazsınız." 33 Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz. 34 Ey Muhammed! Yoksa "Onu Kur'an'ı kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki "Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana âittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım." 35 Nûh'a vahyolundu ki "Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O halde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme." 36 "Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır." 37Nûh gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki "Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz." 38 Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız. 39 Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca sular coşup taşınca Nûh'a dedik ki "Her cins canlıdan erkekli dişili birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti. 40 Nûh, "Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." dedi. 41 Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, "Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma" diye seslendi. 42 O, "Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi. Nûh, "Bugün Allah'ın rahmet ettikleri hariç, onun azabından korunacak hiç kimse yoktur" dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu. 43 "Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu" denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî'ye oturdu ve "Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" denildi. 44 Nûh Rabbine seslenip şöyle dedi "Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va'din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin." 45Allah, "Ey Nûh! O asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O halde hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi. 46 Nûh, "Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum" dedi. 47 Ona denildi ki "Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle gemiden in. Daha bir takım ümmetler de olacak ki, biz onları dünyada yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak." 48 İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır. 49 Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Hûd şöyle dedi "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ondan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz." 50 "Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" 51 "Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin." 52 Dediler ki "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz." 53Biz sadece şunu söyleriz "Seni, ilahlarımızdan biri fena çarpmış." Hûd dedi ki "İşte ben Allah'ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın." 54-55 "İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yer-yüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir." 56 "Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim dilerse sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz ona bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir." 57 Helâk emrimiz gelince, Hûd'u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık. 58 İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. Onun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular! 59 Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. Yine biliniz ki Hûd'un kavmi Âd Allah'ın rahmetinden uzaklaştı. 60 Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yok. O sizi yeryüzünden topraktan yarattı ve sizi oranın imarında görevli ve buna donanımlı kıldı. Öyle ise ondan bağışlanma dileyin; sonra da ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir. 61 Onlar şöyle dediler "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz." 62Salih dedi ki "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet peygamberlik vermişse ona karşı geldiğim takdirde beni Allah'dan kim koruyabilir? Demek ki zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz." 63 "Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar." 64 Derken onu kestiler. Salih dedi ki "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. Sonra helak olacaksınız. İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir." 65 Helâk emrimiz geldiğinde Salih'i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. 66 Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. 67 Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. Yine biliniz ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştı. 68 Andolsun, elçilerimiz melekler, İbrahim'e müjde getirip "Selâm sana!" dediler. O, "Size de selâm" dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. 69 Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki "Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik." 70 İbrahim'in karısı ayakta idi. Bu sözleri duyunca güldü. Ona da İshak'ı müjdeledik; İshak'ın arkasından da Yakûb'u. 71Karısı, "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu çok şaşılacak bir şey!" dedi. 72 Melekler, "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketi size olsun ey peygamber ocağının ev halkı! Şüphesiz O övülmeye layıktır, şanı yücedir." dediler. 73 İbrahim'in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim elçilerimizle tartışmaya başladı. 74 Çünkü İbrahim çok içli ve Allah'a yönelen bir kimseydi. 75 Elçilerimiz, "Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir" dediler. 76 Elçilerimiz Lût'a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve "Bu çok zor bir gün" dedi. 77 Kavmi, konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût dedi ki "Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlarla nikahlanmanız sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" 78 Onlar, "İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun" dediler. 79 Lût da "Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim" dedi. 80 Konukları şöyle dedi "Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. Onu bırak. Çünkü onların kavminin başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!" 81Azap emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir. 82-83 Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O şöyle dedi "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum." 84 "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." 85 "Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim." 86 Dediler ki "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın." 87 Şu'ayb şöyle dedi "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!... Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince sizi düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum." 88"Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. Ve unutmayın ki Lût kavmi sizden uzak değildir." 89 "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir." 90 Dediler ki "Ey Şu'ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin." 91 Şu'ayb şöyle dedi "Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah'tan daha itibarlı mı ki, O'na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır." 92 "Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de elimden geleni yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum." 93 Azap emrimiz gelince, Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar. 94 Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı. 95 Andolsun, biz Mûsâ'yı âyetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi. 96-97Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! 98 Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek! 99 Ey Muhammed! Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de. 100 Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlahları onların sadece ziyanlarını artırdı. 101 Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir. 102 Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların hesap ve ceza için toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür. 103 Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz. 104 O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz cehennemlik olanlar da vardır, mutlu cennetlik olanlar da. 105 Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır. 106 Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedi olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır. 107 Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedi kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir. 108Ey Muhammed! Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara azaptan paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz. 109 Andolsun, biz Mûsâ'ya Kitab'ı Tevrat'ı vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da müşrikler de o Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler. 110 Şüphesiz Rabbin onların her birine, yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Şüphesiz Rabbin onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. 111 Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür. 112 Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez. 113 Ey Muhammed! Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür. 114 Sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez. 115 Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler insanları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular. 116 Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez. 117Rabbin dileseydi insanları aynı inanca bağlı tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan suçlularla dolduracağım" sözü kesinleşti. 118-119 Ey Muhammed! Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir. 120 İman etmeyenlere de ki "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız." 121 "Bekleyin, biz de bekleyeceğiz." 122 Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür. Öyle ise ona kulluk et ve ona tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. 123HUD SURESİ SESLİ DİNLEHud Suresini sesli şekilde dinleyebilir ve ardından tekrar ederek sesli şekilde okuyabilirsiniz. Hud Suresi'ni Dİyanet'ten sesli şekilde dinleyebilirsiniz. HUD SURESİNİ SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ... HUD SURESİ TEFSİRİBazı sûrelerin başında bulunan "elif-lâm-râ" ve benzeri harflere "hurûf-ı mukattaa" adı verilmektedir bu harfler hakkında bilgi için bk. Bakara 2/1.Âyet, bu kitabın yani Kur'ân-ı Kerîm'in herhangi bir insan tarafından ortaya konmuş bir eser olmadığını, bilâkis hikmetiyle her şeyi yerli yerinde yapan ve ilmiyle her şeyden haberdar olan yüce Allah tarafından sağlam bir şekilde tanzim edilmiş ve açıklanmış bir kitap olduğunu ifade etmektedir. Âyetlerin sağlam kılınmasından maksat, onların hem lafız hem de anlam bakımından bozukluk, eksiklik, noksanlık ve çelişkiden uzak olmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm gerek lafız gerekse anlam bakımından Arap dili ve edebiyatının şaheseri olup benzerini getirmeleri için insanlığa meydan okuduğu halde nüzûlünden günümüze kadar benzeri ortaya konamamış; hiçbir kimse ikna edici bir delil göstererek onun ifadelerinde bozukluk veya çelişki bulunduğunu söyleyememiştir bu konuda bilgi için bk. Bakara 2/23; Yûnus 10/38.Bir görüşe göre âyetlerin sağlam kılınmasından maksat, onların başka bir kitap tarafından neshedilmemiş hükmü değiştirilmemiş, kaldırılmamış olmasıdır. Buna karşılık Tevrat, İncil ve benzeri ilâhî kitaplardan, önce inmiş olanın birçok hükmü bir sonrakiyle neshedildiği gibi Kur'an ile de "açıklanmış" olması müfessirler tarafından başlıca üç şekilde yorumlanmıştır a Kur'an'ın sûrelere, sûrelerin âyetlere; âyetlerin de emir, nehiy, helâl, haram, sevap, günah, ceza ve benzeri çeşitli alanlarla ilgili hükümleri, öğüt, kıssa, haber, vaad ve uyarıları kapsayan içeriklere ayrılmış olması; Allah'ın varlığı ve birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilip Allah huzurunda toplanılacağına dair delilleri ihtiva etmesi; b Kur'an âyetlerinde insanların dünya ve âhiret hayatlarında muhtaç oldukları şeylerin, helâl ve haramların ana hatlarıyla veya yerine göre ayrıntılı olarak açıklanmış olması; c Kur'an âyetlerinin yirmi üç yılda ihtiyaçlara göre parça parça inmiş olması geniş bilgi için bk. Şevkânî, II, 545; Elmalılı, IV, 2751.İlk âyette kitapta açıklanmış olduğu haber verilen konuların bu âyetlerde yüce Allah'ın emriyle Hz. Peygamber tarafından insanlığa tebliğ edilmiş olduğu bildirilmektedir. Buna göre Hz. Peygamber herhangi bir insan olarak değil, Allah tarafından gönderilmiş uyarıcı ve müjdeleyici bir peygamber olarak insanlığı Allah'tan başkasına kulluk etmemeye çağırmış, Allah'a itaat edenlerin cennete gireceğini müjdelemiş, isyan edenlerin de cezalandırılacağını haber vermiş; insanlığa, tövbe edip Allah'a yönelmelerini, O'na sığınıp lutuf ve bağışlamasını dilemelerini tavsiye etmiştir."Belirlenmiş bir vakit" diye tercüme ettiğimiz ecel-i müsemmâdan maksat ömrün sonudur ecel-i müsemmâ hakkında bilgi için bk. En'âm6/2.Allah'ın, tövbe edip kendisine yönelen insanları belirlenmiş bir vakte kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırması iki türlü yorumlanabilir a Tövbe edip Allah'a yönelen kimse Allah sevgisi ve O'na ibadetle meşgul olduğu için engin bir mânevî zevke ulaşır; Allah'a dayanıp güvendiği için huzuru, mutluluğu artar; maddî bakımdan sıkıntıları olsa dahi manen müreffeh ve mutlu olur. Allah'tan gelen kahrı da lutfu da hoş karşılar; böylece hayatı güzelleşir. Nitekim yüce Allah Nahl sûresinin 97. âyetinde sâlih amel işleyen erkek olsun, kadın olsun müminlere güzel bir hayat yaşatacağını vaad etmektedir. Bu tür bireylerin oluşturduğu aile de toplum da mutlu olur. Buna karşılık inkâr ve isyan içerisinde olan kimse hayattan güzel bir şekilde yararlanamaz, maddî bakımdan dünya nimetleri içerisinde yüzse dahi mânevî bakımdan huzur ve sükûn bulamaz; böylelerinden oluşan bir toplumda faziletin yerini rezalet alır, erdemli kimseler takdir edilmez, ahlâk ve faziletten yoksun kimseler öne çıkar; inançsızlık onları daima huzursuzluğa ve mutsuzluğa İnsanlar tövbe edip Allah'a yöneldikleri takdirde Allah onları ömürlerinin sonuna kadar bolluk ve bereket içinde, müreffeh bir şekilde yaşatacaktır. Âyetin zâhirinden böyle bir mânanın çıkarılması mümkün olmakla birlikte realitede yüce Allah, inanan ve doğru bir çizgi izleyen herkese her zaman dünyevî mutluluk ve maddî refah nasip etmediğine göre burada maksat bireysel değil, Allah'ın iradesine uygun ve gerçek anlamda Allah'a yönelenlerin oluşturduğu toplumun refahı olmalıdır Reşîd Rızâ, XII, 7-8; Esed, 421.Meâlinde "fazlası" diye tercüme ettiğimiz fadl kavramı Allah için kullanıldığında "lutuf, kerem, inâyet" anlamına gelir; insanlar için kullanıldığında ise "ziyade, çok, erdem, üstünlük, seçkinlik" anlamlarını ifade etmektedir. Âyette, şirkten vazgeçerek tövbe edip Allah'a çokça itaat eden, erdemliliğe ulaşan herkese yaptığı iyi amellerin karşılığının hem dünyada hem de âhirette verileceği yalnız Allah'a olacaktır; O her şeye Hz. Peygamber'e sırtlarını dönmeleri mecazi anlamda olup onun Allah'tan getirdiği gerçekleri kabul etmediklerini, bu çağrıya kulak vermediklerini ifade etmekte, aynı zamanda akıl ve kalplerini bâtıl inançlarla örtmüş olduklarına, bu sebeple gerçeklere karşı kapalı ve duyarsız kaldıklarına işaret etmektedir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Nûh'un davetini kabul etmeyen inkârcıların davranışları hakkında da bu tür ifadeler kullanılmıştır krş. Nûh 71/7.Bazı rivayetlere dayanarak âyeti zâhirî anlamında alıp "Hz. Peygamber yanlarından geçerken müşriklerin onu görmemek ve ondan Allah kelâmını işitmemek için sırtlarını çevirdikleri, elbiselerini başlarına çektikleri" şeklindeki yorum bk. Râzî, XVII, 185; Elmalılı, IV, 2755 bizce Teâlâ burada, insanlar dahil yeryüzündeki bütün canlıların rızıklarını yaratmanın kendine ait bir iş olduğunu vurgulayarak önceki âyetin anlamını pekiştirmektedir. Bir sonraki âyette buyurulduğu üzere gökleri ve yeri yaratan O olduğu gibi, yeryüzünde sürünen, hareket eden, ayaklarıyla yürüyen, sularda yüzen, gökyüzünde uçan veya başka şekillerde hareket eden büyük, küçük, görülebilen ve görülemeyen bütün canlıları yaratan krş. en-Nûr 24/45 ve rızıklarını iradeleri vasıtasıyla veya kendi iradesiyle ulaştıran yine O'dur. O, yer küresini bu canlıların rızıklarını karşılayacak biçimde yarattığı gibi, her türe münasip rızıkları da yaratmıştır. Canlıların yapılarını, rızıklarını elde edecek şekilde yaratmış, besinleri temin etmeleri için bazılarına akıl ve irade gücü, bir kısmına da yalnızca içgüdü rızkı tekeffül etmesi "canlıların rızıklarını kazanmak için hiçbir çaba harcamalarına gerek olmayacağı" şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü Allah insanlara akıl ve irade, hayvanlara da içgüdü vermiştir. Öteki canlılar rızıklarını elde etmek için içgüdülerini kullandıkları gibi insanlar da akıl, irade, ruhsal ve fiziksel yeteneklerini kullanmak "halen bulunduğu yer" diye tercüme ettiğimiz müstekar ve "emanet olarak konulacağı yer" diye tercüme ettiğimiz müstevda' kelimelerinden birincisi müfessirler tarafından –insan göz önüne alınarak– "canlının bu dünya üzerinde bulunduğu yer", ikincisi ise yeryüzündeki istikrarından önce "babanın sulbünde veya ananın rahminde bulunduğu yer" yahut müstekar, "hayatta iken bulunduğu yer" müstevda' ise "öldükten sonra konulacağı yer" olarak açıklanmıştır bk. Râzî, XVII, 186; Ateş, IV, 294; bu kavramlarla ilgili bizim yorumumuz için bk. En'âm 6/98."Apaçık kitap", tefsirlerde Allah'ın ezelî ilmi veya levh-i mahfûz olarak yorumlanmıştır bk. Râzî, XVII, 186; Elmalılı, IV, 2758. İnsan hayatı görünürde durgun, gerçekte akan büyük bir nehir gibidir. Bir noktadan aynı su iki kere geçmez; her an yer değiştirir; aynı yer durur gibi gözüktüğü için müstekar karargâh, terkedildiği ve başkasıyla değiştirildiği için müstevda' konulup göçülen yer niteliğini taşımaktadır. Buna göre yukarıda anlatılanların tamamı Allah'ın ilminde Allah Teâlâ, önceki âyette ilim ve kudretinin sonsuzluğunu gösteren delillere değindikten sonra, burada da o sıfatlarının tecellileri ve eserlerinden olan gökleri ve yeri yaratanın kendisi olduğunu ifade ederek, yine ilminin ve kudretinin sonsuzluğuna işaret etmektedir. Burada "gökler ve yer" ifadesinin onlardaki diğer varlıkları da içerdiğinde şüphe yoktur. Nitekim yüce Allah başka âyetlerde bu ikisinin arasında bulunan varlıkları da kendisinin yarattığını ifade buyurmuştur meselâ bk. Furkan 25/59; Rûm 30/8; Duhân 44/38; Allah'ın gökleri ve yeri altı günde yaratması ve arş hakkında bk. A'râf 7/54; Elmalılı, III, 2171-2185.Burada anlatılan arşın mahiyeti bilinmediği gibi suyun mahiyeti de bilinmediği için "Allah'ın arşının su üzerinde olması" müteşâbih kalmakta, bundan maksadın ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir müteşâbih hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/7. Bu sebeple "Bundan ne kastedildiğini Allah Teâlâ daha iyi bilir" demekle yetinmek en uygun Teâlâ insanların hangisinin daha güzel davranacağını denemek için gökleri ve yeri yarattığını; başka bir ifadeyle göklerin ve yerin yaratılış hikmetinin insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini denemek olduğunu ifade buyurmuştur. Çünkü yer ve göklerin nimetlerinden faydalananlar insanlardır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de yeryüzünde ne varsa hepsinin insanlar için yaratılmış olduğu bk. Bakara 2/29, göklerde ve yerde bulunan her varlık ve imkânın Allah'ın bir lutfu olarak insanın emrine verildiği bildirilmektedir bk. Câsiye 45/13; insanın yaratılışındaki hikmet ise yaratana kulluk etmektir bk. Zâriyât, 51/56. Sonuçta göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Allah'a kulluk etmeye imkân vermek, ortam oluşturmak üzere yaratılmış olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim yer ve göklerin insanlığa hizmetinin yanında daima yüce Allah'ı tesbih ettiği de bildirilmiştir bk. İsrâ 17/44. Buna göre insan dışındaki varlıklar da ilâhî iradeye boyun eğerek bir mânada O'na kulluk etmektedirler."Düzmece" diye tercüme ettiğimiz sihr kelimesi sözlükte, "bir şeyi aslî durumundan çıkarıp başka bir duruma sokmak, mahiyetini değiştirmek" anlamlarına gelmektedir bk. Âsım Efendi, Kamus Tercemesi, "sihr" md.; dolayısıyla sahte ve gerçek dışı olan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek mânasında düzmece kelimesiyle eş anlamlı olarak kullanıldığı görülmek-tedir. Bağlam dikkate alındığında burada sihr kelimesinden bu mânanın kastedildiği anlaşılır. Zira âhirete inanmayanlara dünyada yaptıklarından hesaba çekileceklerini haber vermek üzere, "Öldükten sonra mutlaka diriltileceksiniz" denildiğinde, "Bu apaçık bir sihirdir" diye verdikleri cevaptan maksatları bilinen büyü anlamındaki sihir değil, onlara göre varlıklıların dünya hayatının tadını çıkarmalarını engellemek, fakir ve yoksulları da avutmak maksadıyla ortaya atılmış düzmece sözlerdir."Bu, apaçık bir düzmecedir" cümlesindeki işaret zamirini müfessirler farklı anlamlarda yorumlamışlardır a "Öldükten sonra dirileceklerine dair" olan bu söz, insanları dünya nimetlerinden mahrum etmek, onları kendinize boyun eğdirip itaat ettirmek için uydurduğunuz bir hiledir. b Bundan maksat Kur'an'dır yani öldükten sonra dirilme olayının gerçekleşeceğini söyleyen Kur'an sihir gibi bâtıl, gerçek olmayan bir düzmecedir. Dolayısıyla ona hiçbir konuda inanılamaz ve güvenilemez. Ayrıca sihr kelimesinin sehir veya sâhir şeklindeki farklı kıraatine göre cümle şöyle de tercüme edilebilir "Bu Muhammed düpedüz bir sihirbazdır" Zemahşerî, II, 260; Râzî, XVII, 188 vd.; sihir hakkında bilgi için bk. Bakara 2/102.8. Bu âyet müşriklerin yukarıdaki iddialarına cevap olmak üzere indirilmiştir. Meâlinde "süre" diye tercüme ettiğimiz "ümmet" kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Meselâ burada "süre, vade" anlamlarına gelmektedir; diğer yerlerde ise ortak özellikler taşıyan canlılar topluluğu En'âm 6/38, iyi hasletleri kendinde toplayan kişi Nahl 16/120, izlenen yol, inanç, yaşayış tarzı Zuhruf 43/22 ve daha başka anlamlarda kullanılmıştır ümmet kavramı hakkında bilgi için bk. Bakara 2/128, 134, 141, 143; Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "emm" md..Bir önceki âyette belirtildiği üzere Hz. Peygamber, öldükten sonra dirilmenin gerçekleşeceğini ve dünyada Allah'a şirk koşmanın âhirette cezayı gerektireceğini haber verdiğinde, müşrikler bu söze "düzmece" deyip alay ederek cezanın çabucak gelmesini istiyorlardı; ilâhî hikmet gereği ceza hemen gelmeyip belli bir süre ertelenince de bunu âcizlik sanarak cezanın niçin hemen gelmediğini soruyorlardı. Yüce Allah bu soruya cevap vererek alay ettikleri cezanın mutlaka gelip onları çepeçevre kuşatacağını ve geldiği zaman onu hiçbir gücün geri çeviremeyeceğini haber vermektedir. Bu cezanın dünyada mı yoksa âhirette mi gerçekleşeceği hususunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir kısmı cezanın 3. âyette işaret edilen büyük güne yani kıyamet gününe ertelendiğini söylerken bir kısmı da âyetteki "sayılı, belirli" anlamına gelen ma'dûde kelimesinden hareketle, kısa ve belirli bir süre sonraya yani müslümanlara cihad emrinin geldiği güne ertelendiğini ve hicretten yaklaşık bir buçuk yıl sonra Bedir Savaşı'nda bu azabın onları çepeçevre kuşattığını söylemişlerdir bk. Şevkânî, II, 548. Nitekim Bedir Savaşı'nda müşrikler büyük bir yenilgiye uğramışlar, çoğunluğu ileri gelenlerinden olmak üzere 70 kişi öldürülmüş, bir o kadarı da esir edilmiştir. Bize göre âyette kastedilen azap Bedir Savaşı ile sınırlı olmayıp daha sonrakileri hatta âhiretteki azabı da kapsamaktadır. HUD SURESİ TEFSİRİNİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ... Peygamber Kıyamet Arapça Dini Gündem Güncel Haberler
Hud Süresi Mekki bir süre olup, Hz Peygamber’in elçi olarak gönderilmesinin dokuzuncu yılında toptan 123 ayet olan bu sürede, Hud ve kavminden de söz edildiği için bu adı almıştır. Hz Osman’ın Mushaf’ındaki kronolojik sıralamaya göre 52 , Hz Ebu Bekir’in cem ettirdiği elimizdeki Kur’an’a göre Hud Süresi 11. süredirİnsan olan, Allah’tan başkasına kulluk etmez ve sadece Allah’a boyun eğer. Çünkü Allah hak, O’nun dışında tapılan şeylerin hepsi batıldır. Hiçbirisinde ilahlık vasfı yoktur. Bu konuda delil getirebilmek için yerde göklerde en ufak bir bilgi kırıntısı dahi bulmak mümkün değildirO halde yaratılmışların en şereflisi ve üstünü olan insan, nasıl olur da alemlerin Rabb’i Allah’ı bırakıp da kendisi için yaratılmış olan eşyaya tapabilir ?Müşriklerin tapmakta oldukları bütün sahte tanrılar, Firavun ve kavmi örneğinde görüldüğü gibi, tıpkı bir çobanın önüne düşüp, sürüsünü suya indirdiği gibi, onlar da kendilerine tapanları, dünyada felakete, ahirette cehenneme her şeyi görmektedir. Ayrıca insanın her yaptığı kayda geçirilmektedir. Hiç kimsenin hesap gününde, Allah’ın huzuruna çıkartılacağından kuşkusu olmasın. Her canlının rızkı sadece Allah’a aittir. Kimse kimsenin rızkını vermediği gibi, Allah’ın dilemesi dışında bir başkasının rızkına mani de için belirlenip tayin edilmiş bir ömür vardır. O süre tamamlanıncaya kadar kimse kimsenin hayatına da son veremez. Yaptıklarının cezasız kalacağını zannedip şımaranlar, kendilerini adım adım ateşe iman ettiğini söyleyen bir takım insanların, Allah ile ilişkileri durumlarına bağlıdır. Bunlar, genellikle bolluk ve refah içerisinde olup moralleri yerindeyken her şeyin kendilerinden olduğunu imkan gittiğinde ya da zarar ettiklerinde, Allah’tan ümitlerini ve bağlarını keserler. Eski hallerine döndürüldükleri zaman ise benlik duyguları ön plana çıkar ve şımarık bir tavır müminin Allah ile ilişkileriyse hep kulluk bilinci çerçevesindedir. O her şeyi Allah’tan bilir. Başına gelen kötü de olsa, şirk ve sapkınlık, her durumunun mutlaka şükre değer bir yönünün olduğunu düşünür. O nedenle o, daima Allah’a hamd eder. Sabır ve dua ile Rabb’iyle bağını sürdürmeye özen Kahrı da hoş, lütfu da hoş..’ anlayışı içerisindedir. Tabii ki Rabb’inden bir hidayet üzerinde olanla, kendini hevasına kaptırıp bildiği yolda burnunun doğrultusuna giden şaşkın, bir ve ahiret gününü inkar eden kimse tarihi kalıntılara ibret gözüyle bakmalıdır. Kazılarda elde edilen verileri iyi değerlendirmelidir. Büyük bir felaketin pençesine düşmemek için mutlaka Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb gibi peygamberlerle mücadele eden kavimlerin vahim akıbetlerinden ders almalıdır. Firavun ve benzeri liderlere uyanların yaşadıkları felaketleri anarak son pişmanlığın fayda vermediğini arasında yaklaştırıcı asıl bağ iman bağıdır. Bu yoksa, babası da olsa, oğlu da olsa, artık onunla inkar eden arasında akrabalık bağı kalmamıştır. Peygamber de olsa hiçbir mümin, Allah’ı inkar eden yakınına şefaat tarihi birer gerçek olarak anlatılan her olay, sırf Allah’ın sünnetinin bilinmesi, o olaydan ibret alınması ve dolayısıyla tarihin tekerrür etmemesi içindir. Fakat bunlara kulak asmayanlar, ancak kendilerine kötülük Allah’a ve elçilerine karşı gelenlerin varacakları yer cehennemdir. Allah’ın laneti ve en çetin azabı da onlar içindir. Orada son pişmanlık fayda vermeyecektir. Allah’a ve elçilerine iman eden, özü sözü bir olan ve namazını ikame edip salih iş yapanların yaptıklarıysa asla karşılıksız toplumdaki akl-ı selim sahibi insanlar, keşke iyiliği emretme ve kötülükleri yasaklama görevlerini, ne pahasına olursa olsun, hiç terk etmeselerKaynak M. Zeki Duman Beyanu’l-Hak / Cilt 2 / bkz 13-14
hud suresinin 75 ayeti fazileti